|
Sonuç
olarak benim anlatmaya çalıştığım şey Atatürk’ün Sabetayci kökenli
olmasının Türklüğünden hiçbir şey götürmeyeceğidir. Zaten kendisi de
Itamar Ben-Avi’ye “Yahudi değilim, Sabetay Sevi’ye inananların soyundan
geliyorum” demiştir. Yani kendisini TÜRK olarak algılamıştır.
Türklük
bir ırka verilen ad değil, bir milletin adıdır. Ve o milletin içinde
“ırken” Türk olmayan ama kendisini Türk gören, hisseden ve kabul eden
ve Türkiye’yi daha ileri bir çizgiye götürmek, milletin refahı ve
mutluluğu için gösterilen çabalara ortak olan farklı etnik kökenli
insanlar da bulunmaktadır.Bu Türkiye’nin gücüdür.
Nasıl
ki Japon asıllı ya da İtalyan asıllı bir Amerikan vatandaşı, “ben önce
Amerikalıyım, sonra Japon veya İtalyan asıllıyım” diyebiliyorsa,
Türkiye’deki bir Kürt, Laz veya Çerkez asıllı bir Türk vatandaşı “ben
öncelikle Türk’üm , ama Kürt, Laz, Çerkez kökenli bir Türk’üm”
diyebilmelidir. Ve dediği takdirde doğal karşılanmalıdır. Bu söylem
ülkeyi bölmez, aksine kuvvetlendirir.
Fakat
etnisitelerin kontrol altında tutulmaya çalışılması, farklı olanlara
bölücü gözüyle bakılması ve kendi kültürel kimliklerine sahip çıkma
haklarının tehlikeli görülmesi ve buna tahammül edilmemesi, uzun vadede
ülkeyi bölmese bile çok yıpratır ve Türkiye’nin istikbaline bir yarar
sağlamaz. Bir noktayı daha belirteyim. Ben hiçkimsenin uşağı değilim, kendi aklımdan başka.
Pavlus ================================================================
Sayın A.R.S, “Üç
dini kitabı okuduğunuzu ama benim okumadığımı söylüyorsunuz. Bunu
nereden çıkarıyorsunuz? Başkalarını bilmezlikle, okumazlıkla itham
etmenize ne demeli? ” diyorsunuz.
Sayın Emre beye de
ilettiğim üzere kimi zaman önyargısal tepkilerde bulunabilirim. Bunu
itiraf da ediyorum. Hatta hatasız kul olmaz ben de kusurlu olabilirim
meyanında bir cümle sarfettim. Kusursuzluk Allah’a mahsus. Ben ise sade
bir insanım. Ama bir noktayı hatırlatmakta fayda görüyorum. Durup
dururken bana “Merhaba sayın Pavlus uşağı” diye hitap eden siz değil
miydiniz ? Eğer ben size “Ali Rıza uşağı” diye hitap edecek olsam siz
de bana normalden daha ateşli bir cevap yollamaz mısınız? Bu insanın
doğası gereği gayet kolay anlaşılabilecek bir psikolojik vakıadır.
Sizin aşağılayıcı bir üslupla şahsıma yönelttiğiniz bu söz bir itham ve
de önyargı değil midir? Sizin Tevrat, Zebur ve de İncil’I okumadığınızı
varsaymam bana reva gördüğünüz muamelenin yanında oldukça masum
kalmıyor mu?
Yani siz yaparsanız tamam oluyor da, ben yapmaya kalkışırsam önyargılı mı oluyor? Çok ilginç bir bakış açısı. Kimileri buna
çifte standart ismini takıyor. Acaba haklı olabilirler mi?
Mesajlarınıza
her cevap vermeye kalktığımda acaba nereden başlasam diye düşünmek
zorunda kalıyorum. O kadar çok farklı şeylerden bahsediyorsunuz, o
kadar çok sizin gibi düşünmediğim için karalamalarınıza maruz kalıyorum
ki tüm bunlara cevap yetiştirebilmem için düzinelerce sayfa yazmam
gerektiğine hükmediyorum ama ne yazık ki bunların hepsine ayıracak
zamanım yok.
Yine de istediğim her şeyi tek bir mesajda açıklamam mümkün olmadığına gore bir yerlerden başlayayım. Emre
beye tabii ki seçtiği cümlelerin o kitapların hangi bölümünün hangi
numaralı ayetlerinde yer aldığını sormak mecburiyetindeyim. Aksi halde
durum samanlıkta iğne aramaya benzeyecek. Ayetleri ezbere bilmiyorum.
Eski Ahit denilen kitap, birbirinden farklı toplam 39 alt bölümün bir
araya gelmesiyle oluşmaktadır. Konu edilen ayetlerin yalnızca
bazılarını hatırlıyorum. Fakat cımbızla ayıklanarak seçilmiş ayetlerden
bir anlam çıkarmak doğru olmaz. Yani, ayetlerin öncesini ve sonrasını
okumadan onlara bazı manalar yüklemek en azından etik olarak yanlıştır.
Ayetlerin metnin bütünlüğü içerisinde değerlendirilmeye tabi
tutulmaları lazım.
Bilirsiniz bir hikaye vardır. “Sarhoş
bir Bektaşi’ye, “niçin namaz kılmadığı” sorulduğunda buna Kur’an’dan
delil getirir: “Kur’an’da namaza yaklaşma.” denilmektedir. Oysa burada
Bektaşi’nin yaptığı bir tür montajdır. Gerçekten Kur’an’da böyle bir
ayet vardır; fakat Bektaşi sadece ayetin işine gelen kısmını
kullanmaktadır. Ayetin tamamını bilmeyenler ise bunu duyunca “Kur’an’ın
gerçekten namazı yasakladığını” düşünecektir. Oysa ayetin tamamı
“Sarhoşken namaza yaklaşmayındır.” Aynen bunun gibi.
Tevrat,
Zebur ve İncil’I seneler evvel, kendi çabalarım ve yazılanları anlamaya
yardımcı İngilizce birkaç kitabın eşliğinde okumuş ve incelemiştim. Ben
nihayetinde bir ilahiyat uzmanı, teolojide doktora sahibi biri değilim.
Tabii ki bir haham ya da konunun uzmanı herhangi bir din adamı
seviyesinde konuları bilmem beklenemez. Çünkü geçimimi bu yoldan temin
etmiyorum. Ama Tevrat’ın bütününe baktığımda ırkçı bir izlenim
edinmediğimi söylemek zorundayım. Hatta, sözü edilen ayetlerin, en
azından bazılarının, bizim ilk bakışta anladığımızdan çok farklı
anlamlara bürünebildiğini biliyorum. Bu açıdan çabucak yorum yapmadan
once konuyu detaylarıyla araştırmalı, daha sonra bir kanaate
varmalıyız.
Gelelim
başka bir konuya. Sizin nereli olduğunuzu bilmiyorum. Örneğin Laz
kökenli olduğunuzu farzedelim. Ben bir başkasına sizin hakkınızda
bahsederken “ya biliyor musun Ali Rıza da Lazmış” desem, ben şimdi
sizin aleyhinizde bir iftirada mı bulunmuş oluyorum? Laz kökenli olmak
bir suç mudur ?
Bu
örnekten hareketle, eldeki bulgulara dayanarak, Atatürk’ün Sabetayci
olmasının kuvvetle muhtemel olduğunu öne sürmem nasıl bir iftira olarak
tanımlanabilir ? İftiranın sözlük anlamı, kasıtlı veya asılsız olarak
yapılan suçlama; bir suçu, ilgisi olmayan birinin üzerine yıkmaktır.
Atatürk, Sabetayci bir aileden doğmak suretiyle bir suç mu işlemiştir? İnsanlar
kendi ana babalarını seçemiyorlar ki bu konuda onlara bir sorumluluk
yükleyebilelim. Kaldı ki Atatürk Sabetayci olsa ne olur, olmasa ne olur
? Allah’ın isteği bizim insanları hasbelkader sahip oldukları aile
bağlarına gore ayrıma tabi tutmamız mıdır? Bu düşünce tarzı nasıl izah
edilebilir? Sizin için Atatürk’ün Türk ırkından gelmesi bir zorunluluk
mudur?
Adaşınız
Ali Rıza Efendi’nin, oğlu Mustafa’yı , Selanik’te yeni açılmış Şemsi
Efendi mektebinde okutmaktaki ısrarının o okulun en ileri okul
olmasının ötesinde bir başka sebebi daha olamaz mıydı? Bunu nereden
bilebilirsiniz? Atatürk, 1911 yılında Filistin’de Itamar Ben-Avi’yle
görüşmeler yaptığında, ben yanlarında değildim, siz de değildiniz. Bu
görüşmelerden birinde Atatürk’ün kendisine “ben Sabetay Sevi’nin
soyundan geliyorum” şeklinde ifade ettiği aile kökenini açıkladığında
yine yanlarında değildik. Ben Avi bu sohbetten kendi otobiyografisinde
bahsetmeseydi hiç haberimiz olmayacaktı. O halde Itamar Ben Avi’yi daha
tanımadan, bilmeden, sadece hasbelkader Yahudi doğduğu için mi
tanıklığını hükümsüz sayacağız?
Atatürk’e
hayali bir etnik köken yakıştırma peşinde değilim. Böyle bir şeye
ihtiyacım da yok. Çünkü benim için Atatürk, Çingene asıllı dahi olmuş
olsaydı yine de aynı Atatürk’tür. Beni insanların geldikleri ırklar
değil, yaptıkları işler ilgilendirir. Ve benim için Atatürk, ülkeyi
düşman boyunduruğundan kurtararak, kimseye muhtaç etmeden, başımız dik
bir şekilde yaşamamıza imkan sağlayan Ulu Önder’imizdir.
“Senin
İngilizce yazında Atatürk’ün Yahudi olduğunu yazıyor” diyorsunuz. Şimdi
gelin de sizi o yazıyı okumamakla itham etmeyeyim! Daha üzerinde
tartıştığımız metni okumamışsınız ki Tevrat, Zebur ve İncil’I
okuduğunuza inanayım.
Söz konusu cümleyi tekrar nakledeyim ; Kemal
confided: “I’m a descendant of Sabbetai Zevi – not indeed a Jew any
more, but an ardent admirer of this prophet of yours.”
Tercümesi ; Ve Kemal itiraf etti: “Ben Sabetay Sevi’nin ecdadındanım -
tabii ki artık Yahudi değilim, fakat sizlerin bu peygamberinin şevkli bir hayranıyım.”
Yani gördüğünüz gibi Atatürk, Yahudi olduğunu inkar
ediyor. Makale de Atatürk’ün Sabetayci Dönme kökenli olduğunu belirtiyor.
“Atatürk kendisini Türk kabul ediyor, siz inatla hayır Sabetaycı idi diyorsunuz.” Atatürk’ün
kendisini Türk kabul ettiği konusunda ikimiz de hemfikiriz. Bunun
aksini iddia etmiyorum .Hiçbir yerde Atatürk kendisini Türk kabul
etmiyor demedim. Ama kendisini Türk kabul etmesi, Sabetayci kökenli
olmadığını da göstermez ki. Sizin inatla o Sabetayci kökenli bile
olamaz yaklaşımınızı anlayamıyorum.
“Atatürk
isteseydi Türklük ve Türk milliyetçiliği üzerine bir devlet kurmazdı.
Kendisine “Atatürk” soyadı almazdı. En çağdaş anlamdaki milliyetçilikte
“insan kendisini nasıl tanımlıyorsa öyledir” kuralı vardır” diyorsunuz. Doğru.
Bunun tersi bir şey söylemedim ki. Atatürk’ün Sabetayci kökenli olması,
niye Türk milliyetçiliği üzerine bir devlet kurmasına engel teşkil
etsin? Buradaki mantık nedir?
İsterseniz tarihten birkaç örnek sıralayayım. Napolyon
Bonaparte, 1769 yılında, Korsika adasının Ajaccio kentinde doğmuştur.
Bu adam Fransızlardan tamamen farklı olan ve kendine has bir kimliğe
sahip Korsikalılardan biriyken Fransa’da krallığın yıkılmasından sonra,
ilk Fransız İmparatoru olmuş, pek çok savaşa katılmış, tarihteki en
ünlü savaş kumandanlarından biri haline dönüşüp, 1821 yılındaki
vefatına kadar daima ülkesi adına yeni başarılar kazanmak için
uğraşmış, didinmiş ve de çok da başarılı olmuş bir devlet adamıdır. Tüm
Fransızlar övgüyle Napolyon’dan söz eder. Fransız kimliğinin bir
simgesi durumundadır. Ama Fransız kökenli değildir. Korsika kökenli bir
Fransızdır. Yani şimdi onun Korsikalılığı, milliyetçi bir Fransız
olmasına engel mi olmuştur?
Aynı
şekilde George Washington adlı Amerikan bağımsızlığını sağlayan adamın
kendisi İngiliz kökenlidir. Yani İngiltere’ye karşı, öz yurdu olarak
kabul ettiği Amerika’yı savunmuştur. Onun İngiliz kökenli olması,
Amerika’yı kurmasına engel mi olmuştur ?
Yine
aynı şekilde Hasan Tahsin adıyla da bildiğimiz (Osman Nevres) adlı
gazeteci, 15 Mayıs, 1919 yılında, İzmir’I işgale gelmiş Yunan
askerlerine karşı ilk kurşunu sıktıktan hemen sonra şehit düşüp ,
yaşamını vatanın bağımsızlığı uğruna feda eden ilk kişi değil midir ?
Bu kişi Kurtuluş Savaşı’nın ateşini başlatmamış mıdır ? Bu şahıs
Sabetayci kökenli değil midir? Onun bu kökeninin Türk milliyetçisi
olmasına engel olduğunu bu davranışından sonra hala nasıl iddia
edebilirsiniz ?
Son
mekanı bugün İstanbul’daki Bülbülderesi Mezarlığı’nda bulunmaktadır.
Mezar taşında “Izmir’de isgalci düsmana ilk kursun atan hürriyet
kahramani mukaddes sehit gazeteci Osman Nevres (Hasan Tahsin Recep)
1888-1919″ ibaresi bulunmaktadır.
Bir zamanlar Sabetayci kökenli insanların gömüldüğü bu mezarlıkta,
soyadında Türk kelimesi bulunan onlarca mezar taşına
rastlayabilirsiniz. Atatürk’ün ailesinin Sabetayci geçmişinin, Türk
milliyetçisi olmasına engel teşkil ettiğini hala inandırıcı buluyor
musunuz?
Gelelim
başka bir konuya. İster inanın ister inanmayın, Yahudi dininin
hükümlerini kabul eden herkes Yahudi olabilir. Bunu bilmemeniz Tevrat’I
okumadığınızın açık bir delilidir. Eski Ahit’in Writings adlı bölümünün
içinde Ruth adlı bir kitap vardır. Ruth, Moablılar soyundan gelen bir
dul kadındır.
Kitapta bu kadının İsrailoğullarına katıldığı, Yahudiliği benimsediği ve hatta Hz. Davud
peygamberin büyük annesi olma şerefine ulaştığı ayrıntılarıyla kaydedilmiştir. Hani Yahudiliğe geçilmez idi? Hani Yahudilik sadece soydan ibaret bir dindi?
Yahudiler,
kendileri için en önemli peygamberlerden Hz. Davud’un büyük annesinin
Yahudiliği kabullenmiş Moablı bir kadın olmasından gurur duyarlar.
Dayanaksız iddialarda direnmek, o iddiaları gerçek kılmaz. Üstelik
galiba önemli bir haber de atlamışsınız..
http://www.yenigundem.com/2001/01/08/haber005.html “Sabetay
kökenli bir aileden gelen Ilgaz Zorlu, İstanbul 9. Asliye Hukuk
Mahkemesi’nde açtığı davayı kazanarak, Türkiye’de bir ilki
gerçekleştirdi Nüfus cüzdanındaki “din” hanesinde “İslam” yerine
“Musevi” yazdıran Zorlu, şimdi de Sabetaycıların Musevi olduğunu
kanıtlamak için mücadele başlattı…”
Demek Yahudi olunamıyordu? Tüm iddialarınız birer birer çürüyor. Zahmet
edip “Commentary Magazine”’in Sept, 2000 sayısında yer alan “Wandering
Jews-and Their Genes” adlı makaleyi okuyabilirseniz, orada size bir
önceki mesajda belirttiğim Falaşa adı verilen Etyopyalı zenci
Yahudilerin genlerinin İsrail’deki diğer Yahudi grupların genleriyle
hiçbir benzerlik taşımadığının bilimsel olarak kanıtlandığını
öğrenebilirsiniz.
Bu ne demektir? Yahudiler bir ırk değildir demektir. “Yahudi
soyunu belgeleyen herkes İsrail vatandaşı olabilir” diyorsunuz. İşte
talihsiz bir iddia daha. Bugün Amerika’da , Hz. İsa’yı Mesih olarak
kabul ederek Hıristiyanlığı benimsemiş Yahudi kökenli yarım milyonu
aşkın insan yaşamaktadır. Bu kişilerden bazıları sizin gibi düşünmüş,
İsrail’e gitmiş, İsrail vatandaşı olmak için müracat etmiş, İsrail
Yüksek Mahkemesi de bu kişilerin Yahudi soyundan geldiklerini teslim
etmiş, fakat Musevi inancını terkedip, Hıristiyanlık dinini
benimsemeleriyle birlikte kendilerini Yahudilerden sonsuza dek
soyutladıklarını, dolayısıyla vatandaş olma yönündeki isteklerinin
kabul edilemeyeceğini hükme bağlamıştır.
Bu Yüksek Mahkeme kararı iddianızı tamamıyla çürütmektedir. Buna
ilaveten 1990’lı yıllarda Rusya’dan İsrail’e göç eden 1 milyona yakın
Rus Yahudisinin üçte birinin Yahudi bile olmadıkları, Rus soyundan
Hıristiyan oldukları anlaşılmış, içlerinden birçoğu Musevi dinine
geçmek istediklerini belirtmiş ve bu istek İsrail’deki
hahambaşılıklarca kabul edilerek Yahudi olmuşlardır.
Yani
Yahudi soyundan gelmene rağmen, Musevilik dışında bir dini inanca
sahipsen, İsrail vatandaşı olamıyorsun. Ama Yahudi soyuyla hiçbir
alakan olmasa bile, Museviliği kabul edersen İsrail vatandaşı
olabiliyorsun.
İsrail’I dincilikle suçlayabilirsiniz ama Yahudileri ırkçılıkla suçlayamazsınız. Sizin
objektiflik anlayışınız insanı hayretlere düşürüyor. Doğru bulduğunuz
iddiaları kabul eden kaynaklar objektif, düşünce biçiminize aykırı olan
kaynaklar taraflı ve de subjektif. Siz de yalnızca ırkçı bir bakış
açısıyla bezenmiş iddialarınızı sunup ahkam kesmeyin.
Eminim
ki, Atatürk, Itamar Ben Avi’ye, “ben Altay Dağları’ndan göç etmiş,
şanlı, şerefli Oğuz Türklerinin soyundan geliyorum” deseydi ve Itamar
Ben Avi, bu olayı anılarında yazsaydı, siz onu, Yahudi olmasına rağmen,
bağrınıza basıp, “bak adam ne güzel yazmış, elin Yahudisi bile bunu
kabul ediyor, daha bizim Türkiye’de halen çatlak sesler çıkıyor” der ve
bu yazıyı OBJEKTİF bir kaynak olarak savunurdunuz.
Bu kadar çifte standart pes doğrusu! Bu
arada kendi dinimden çok memnunum Sayın Ali Rıza Bey. Ben “olmayan
Yahudi ırkının” “inanmadıkları üstünlüklerini” kabul etmiş değilim. Ama
maşallah, 14 milyonluk Yahudi nüfusunun koskoca 6 milyar nüfuslu bir
dünyaya hükmedebilecek güce sahip olduğunu düşündüğünüze göre siz
onların üstünlüklerini kabul ediyorsunuz demektir. Saygılarımla
|