Irken Yahudi Olmak ve Mumsöndü (?) Merasimi
Haziran 20, 2006
|
|
|
||||||||||||||||||||
|
1- Yazar Rıfat Bali, Sabetaycılar Ilgaz Demek ki ”Benim istediğim tek şey Türkiye’li Sabetaycılara da bu giyurun (Giyur RİFAT Ilgaz Bundan Yahudi Gördüğünüz ”Sabetaycıların 2- Şayet mumsöndü iddiaları doğru idiyse ”Türkiye’de Kuzu Demek ki o tarihte böyle Ilgaz ”Buna göre, 21 İsrail’in F. W. Hasluck; Hatırlatmak Gördüğünüz Pavlus |
|
Irken Yahudi Olmakla Dinen Yahudi Olmak Arasında Fark Yok |
Sayın Ali Rıza Saklı Bey,
Mesajınız
için çok teşekkür ederim. İşte sadece fikirlerimizle, birbirimizi
kırmadan da diyalog halinde olabileceğimizi ispatladık. Bundan dolayı
çok sevindim.
Size bahsettiğiniz konuda bildiklerimi ve fikirlerimi ileteyim. Fakat önce Ilgaz Zorlu beyle yapılan
bir röportajdan alıntı yapmama izin verin.
http://www.matbuat.com/konular/soylesiler/ilgaz1.htm (Sayfa açılmıyor) Alternatif Link
”Endülüs’te
bundan 500 sene evvel Türkiye’ye gelmemiş, orada kalmış,
Hıristiyanlaşmış fakat Yahudi geleneklerini sürdürmüş insanlar var.
Bunlara Hıristiyan dönmeleri, yani konverzo denir. Sabetay Sevi ile de
bir ilgileri yoktur. Ancak onlar İsrail’de Yahudi kabul edilirler.
Yahudiliğe dönecekleri zaman Giyur li Humra denilen bir işleme tâbi
tutulurlar. Siz sinanoga gidersiniz orada basit bir dua okunur, ruhun
temizlenmesi için bir banyoya girer çıkarsınız ondan sonra Yahudiliğe
geri kabul edilirsiniz. Bu uygulanan bir dine dönüş merasimidir. Benim
istediğim tek şey Türkiye’li Sabetaycılara da bu giyurun uygulanması.
Bizim İspanyol konverzolarından bir farkımız yok ki.
Sabetaycıların
İspanyol konverzolarından çok farkı var. 1391-1492 yılları arasında
Katolik İspanya’sında zorla Hıristiyanlaştırılan yüzbinlerce Yahudi
vardı. Ölüm tehdidiyle dinlerini değiştirmek zorunda kalmışlardı. Ama
içlerinden pek azı – birkaç bin – bugüne kadar geleneklerini devam
ettirip, inançlarını korumuşlardır. Orada zorlama var. Burada ise
Sabetaycılar gönüllü bir şekilde Yahudiliği terkedip 1683 yılında
”Müslüman” olmuşlar, Sabetay Sevi gibi birini Mesih kabul etmişler,
Yahudiliğe uymayan ritüeller geliştirmişler, mistisizmle harmanlanmış,
gnostik özelliklere sahip yepyeni bir din vücuda getirmişlerdir. Belki
de İslamiyete geçmelerinin teolojik bazı nedenleri vardı. Ama bu durum
sonucu değiştirmez. Ataları zorla Yahudilikten çıkmış olanların torunu
ile ataları gönüllü bir şekilde Yahudiliği terketmiş olan iki grubun
arasında dönmelik dışında hiçbir benzerlik yoktur.
Dolayısıyla
onlara uygulandığı söylenen Giyur li Humra işleminin Sabetaycılara da
uygulanmasını talep etmek mantıksızlıktır. Ilgaz beyin hatası burada
olmuştur. Ilgaz Bey, ayrıcalıklı bir işleme tabi tutulup, daha kısa
yoldan Yahudi dinine geçmek istemişti. Yani Yahudi soyundan gelmesinin
kendisine bir avantaj sağlayacağını umuyordu. Giyur li Humra işlemini
kendisine bir hak olarak görüyordu. Ama bu işlem sadece zorlanarak
Yahudiliği terkeden ve de inançlarını koruyarak Yahudi dinine tekrar
dönmek isteyen kişiler için yapılıyor. Fark burada.
Yoksa
Halakhah’ya (Yahudi şeriatı) göre ”ırken” Yahudi olanlarla ”sonradan”
Yahudiliği benimseyenler arasında hiçbir fark yoktur. Bir eğitimin
sonucunda bir sınavdan geçersiniz, dinin icaplarını yerine getirirsiniz
ve Yahudi olursunuz. Yahudiliğe ihtida eden ‘giyyur’ kimse Halakhah’ya
göre tamamen Yahudi sayılır. İmtiyazlı Yahudi, imtiyazsız Yahudi
kavramları yoktur. Sadece Yahudi kavramı vardır.
Sonuçta,
Ilgaz bey, İsrail’de Yahudi dini eğitimi gördüğü için, mahkeme
kararından sonra, Hahambaşılıkça da Yahudi dinine kabul edilmiştir.
Size Türkiye Yahudilerinin tek gazetesi olan Şalom Gazetesi’nin
makalesini gönderiyorum.
http://www.salom.com.tr/07022001/toplum.htm#2
Sabetaycılıktan Museviliğe
”1998 yılında yayınlanan “Evet Ben Selanikliyim – Türkiye Sabetaycılığı” adlı kitabıyla kamuoyunun gündemine gelen
Ilgaz Zorlu, nüfus kağıdının din hanesine Musevi yazılması için açtığı davayı kazandı.
Yıllardır
Yahudi olmak için mücadele veren zorlu İstanbul 9. Asliye Hukuk
Mahkemesi’nin kararı sonrasında Türkiye Hahambaşılığı tarafından
Yahudiliğe kabul edildi. İsrail’de Yahudi dini eğitimi gören Ilgaz
Zorlu, Türkiye’de Yahudiliği seçen ilk Sabetaycı oldu.”
Bir
de şunu ilave edeyim. Yahudilerde ”seçilmiş ırk” kavramı kesinlikle
yoktur. Bir seçilmişlik duygusu vardır. Ama bu her üç tektanrılı din
için de geçerlidir. Yahudiler kendilerini ”seçilmiş halk” olarak
görürler.
http://www.turkishguides.org/TR/GuidesOnly/BakiAdam.asp (Sayfa açılmıyor) Alternatif Link
”Seçilmişlik fikri, Yahudileri tarih boyunca daima diğer milletlerden
farklı kılmıştır. Yahudiler, her türlü baskı ve zorlama karşısında
millî ve dinî kimliklerini bu fikir sayesinde koruyabilmişler ve
ideallerini canlı tutmuşlardır. Bu sayede onlar, yaklaşık iki bin
yıllık sürgün hayatından sonra, 1948′de kutsal topraklarda bağımsız bir
Yahudi devleti kurmayı başarmışlardır.
Dindar
Yahudiler, seçilmişliği bir imtiyaz değil, külfet olarak görürler.
Çünkü, tarlanın nasıl ekilip biçileceğinden, elbisenin rengine ve
biçimine kadar hayatın her alanını kurallara bağlayan bir dini yaşamak
ve yaşatmak zorunda olduklarını düşünürler.
Yahudilerin
bu seçilmişliği, Kur’an-ı Kerim’de Bakara Suresi 47. âyette de söz
konusu edilmektedir. Allah Yahudilere, bir zamanlar kendilerini
seçtiğini, diğer milletlere üstün kıldığını ve onlara çeşitli nimetler
verdiğini hatırlatmaktadır.”
Yahudiler, Conservative, Orthodox,
Reform, Reconstructionist vs. gibi, birbirinden çok farklı inançlara
sahip, her biri Tevrat’ı bambaşka yorumlayan değişik mezheplere
bölünmüştür. Zaten Yahudilerin büyük çoğunluğu için dinin bir önemi de
kalmamıştır. Amerika’da, Batı Avrupa’da, Rusya’da, İsrail’de yaşayan
Yahudilerin büyük çoğunluğu laik, seküler bir görüşe sahiptir. Yani
Tevrat’ta ne yazdığı umurlarında değildir. Bu yüzdendir ki her toplumın
içerisinde hızla, gönüllü bir şekilde asimile olmaktadırlar.
Amerika’daki Yahudilerin %55’i Hıristiyanlarla evlenmektedir. Çocukları
da dinsiz yetişmektedir.
Yani
3,300 yıl önce yazılmış Tevrat, onları hiç ilgilendirmemektedir. Bugün
İsrail’de yaşayan fanatik Ortodoks Yahudiler, İsrail’in kendi
meşruiyetini sorgulayıp, Siyonizmi lanetlemektedirler. Çünkü, onlara
göre Mesih gelmeden İsrail kurulmamalıydı. Laik Yahudiler dindar
Yahudilere nefretle bakmaktadır. Sefarad Yahudileri ile Aşkenaz
Yahudilerinin her biri kendisini diğerinden üstün görmekte, aralarında
sürekli anlaşmazlık çıkmaktadır. Zenci Yahudiler, diğer Yahudilerin
kendilerine kötü muamele ettiğine inanmaktadırlar. Yani yekpare bir
Yahudilik yoktur.
Sizin
linkte yolladığınız ayetleri okudum. Tekrar söylüyorum. Cımbızla seçip,
metnin bütünlüğünden koparttığınızda ayetleri dilediğiniz gibi
yorumlamanız mümkündür. Harun Yahya da hep bunu yapmaktadır. Devamlı
bir evham, korku, paranoya refleksi içinde sadece görmek istediği
ayetleri görüp, onlardan sonuçlara varıyor. Sürekli komplo teorileri
üretip, Yahudi düşmanlığı yapıyor. Bunun tek nedeni Yahudilerin dünya
çapında iyi mevkilere gelmelerinin kendisinde yarattığı eziklik ve
kıskançlık duygusu olmalı diye düşünüyorum.
Yahudilerin,
sayılarının çok üzerinde bir etkiye sahip olmalarının yalnızca tek bir
nedeni vardır. O da eğitime verdikleri olağanüstü önem. Neredeyse tüm
Yahudiler birkaç dili rahatlıkla konuşabilen, kozmopolit, üniversite
mezunu, kültürlü, eğitimli, meslek sahibi insanlardır. Bu durum da
doğal olarak onların toplum içinde çabucak sivrilmelerine ve devamlı
gözönünde bulunmalarına yol açmaktadır.
Baruch
Spinoza, Ludwig Wittgenstein gibi filozoflar, Sigmund Freud,
psikanalistliğin kurucusu, Albert Einstein, İzafiyet Teorisinin mucidi,
Franz Kafka, Marcel Proust gibi yazarlar, Henry Kissinger ve Madeleine
Albright gibi Amerikan Dışişleri Bakanları, George Lucas ve Steven
Spielberg gibi film yönetmenleri, George Gershwin ve Mendelsohn gibi
müzisyenler hep Yahudi kökenlidirler. Sonuçta Yahudiler insanlığa büyük
katkılarda bulunmuş bir topluluktur. Hz. İsa da, Hz. Musa da Yahudi
değiller miydi? Saygılarımla,
Pavlus ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
|
|
|||||||||
|
Sizi Bu Atatürk’e Gelelim, Çünkü, Sabetayciların tümü Selanik’te Dolayısıyla, “Zübeyde İlk mesajımda gönderdiğim İngilizce makalede de zaten Atatürk’ün yalnızca babası tarafından gizli-Yahudi Osmanli Karışık Sabiha Kısacası 1800’lerin sonları Kimsenin Sabetaycilar Selanik’teki Sadece söylentilerden, Sabetaycilar Bu http://philtar.ucsm.ac.uk/encyclopedia/judaism/shabb.html‘de Atatürk’ün |
SABATAYCILIK ÜZERİNE BAZI MÜTEALÂLAR
Haziran 20, 2006
|
Sayın Pavlus Bey, Faruk ============================================================================= Sayin Faruk Bey, Sizin Mesajınızda Pek Bu Fakat bugün bu Pavlus ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ Ben Kaldı ki 14 milyonu geçmeyen dünya Örneğin Tarih boyunca pek çok zulme ve katliama uğramış ve 2000 yıldır kendilerini koruyacak bir devletten yoksun olan İkinci Daha “O devrin en ileri okulu Sabetaycıların idiyse ve babası da onu oraya verdiyse sabetaycı mı olmuş oluyor? Şu anda Işık Bunu Yukarıda değindiğim gibi, Selanik’te Müslüman kabul edilen cemaatin Üçüncü Şemsi Dördüncü Itamar Beşinci husus eğer bir Yahudi beğenmediğiniz, hoşunuza gitmeyen bir şey |
|
|
|
Sonuç Türklük Nasıl Fakat Pavlus ================================================================ Sayın Emre beye de Yani siz yaparsanız tamam oluyor da, ben yapmaya kalkışırsam önyargılı mı oluyor? Çok ilginç bir bakış açısı. Kimileri buna Mesajlarınıza Yine de istediğim her şeyi tek bir mesajda açıklamam mümkün olmadığına gore bir yerlerden başlayayım. Bilirsiniz bir hikaye vardır. Tevrat, Gelelim Bu Atatürk, Sabetayci bir aileden doğmak suretiyle bir suç mu işlemiştir? Adaşınız Atatürk’e “Senin Söz konusu cümleyi tekrar nakledeyim ; Tercümesi ; Yani gördüğünüz gibi Atatürk, Yahudi olduğunu inkar “Atatürk kendisini Türk kabul ediyor, siz inatla hayır Sabetaycı idi diyorsunuz.” “Atatürk İsterseniz tarihten birkaç örnek sıralayayım. Aynı Yine Son Bir zamanlar Sabetayci kökenli insanların gömüldüğü bu mezarlıkta, Gelelim Kitapta bu kadının İsrailoğullarına katıldığı, Yahudiliği benimsediği ve hatta Hz. Davud Yahudiler, http://www.yenigundem.com/2001/01/08/haber005.html Demek Yahudi olunamıyordu? Tüm iddialarınız birer birer çürüyor. Bu ne demektir? Yahudiler bir ırk değildir demektir. Bu Yüksek Mahkeme kararı iddianızı tamamıyla çürütmektedir. Yani İsrail’I dincilikle suçlayabilirsiniz ama Yahudileri ırkçılıkla suçlayamazsınız. Eminim Bu kadar çifte standart pes doğrusu! |
ATATÜRK SABATAYCI MI?
Haziran 20, 2006
Sayın A. R. S,
“Şimdı buraya asılan bu İngilizce yazıda, İsrail Cumhurbaşkanına “Atatürk’ün Yahudi kökenli olduğunu biliyor musunuz?” şeklindeki soruya “Elbette, elbette” diye cevap verdiği söyleniyor. Bu da delil olarak yazılıyor.” diyerek işi geçiştirmeye ve İngilizce bilmeyenlerin konuyu detayıyla öğrenmesine mani olmak amacını güdüyorsunuz.
Atatürk Sabetayci veya değil bunu ne siz ne de ben kesin olarak bilemeyiz ama lütfen konuyla ilgilenenlerin araştırmalarını yalan yanlış ifadelerle baltalamaya çalışmayın.
Bu yazıda Atatürk’ün bizzat kendisinin Itamar Ben-Avi adındaki gazeteciye “ben Sabetay Sevi’ye inananların soyundan geliyorum” dediğini gözardı etmeyelim lütfen. Kaldı ki “adı isminde” o Türk’tür de ne demek ?
Yani İsmail Cem, Abdi İpekçi, Tansu Çiller, Rahşan Ecevit, Cahit Arf, Orhan Pamuk, Coşkun Kırca Türk değil mi? Bir
insan hem Kurt hem de Türk olabileceği gibi bu kimseler de hem Sabetayci kökenli hem de Türk olamazlar mı? Kimlerin Türk sayılabileceğini belirlemek size mi kalmış ?
Kendisini Türk hisseden herkes Türk’tür. Ne oldu “ne mutlu Türk’üm diyene” ideolojisine. Birinin Türk olması için illa da kanının Orta Asya Türklerine mi dayanması gerekir? Ortaçağda kalmış ırkçı ideolojilerle hiç bir yere varamayacığınız gibi, Türkiye için de hizmette bulunmuş olmazsınız. İngilizce bilmeyenler için makalenin Türkçesini özetleyeyim. Forward gazetesindeki Ataturk’le ilgili yazı bizzat Hillel Halkin adlı, Amerikan asıllı ünlü bir İsrailli gazeteci tarafından kaleme alınmıştır.
Referans verdiği Filistin Yahudisi bir gazeteci olan Itamar Ben-Avi’nin İbranice otobiyografisi de 1940 yılında Kudüs’te yayınlanmıştır. Dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin en güçlü olduğu bir devirde daha İsrail devleti kurulmamışken ve İslamcılar bugünkü güçlerine kavuşmamışken yayınlanmış eserde bahsedilen bu anı kesinlikle İslamcıların bir palavrası değildir.
Bu anısında Itamar Ben-Avi 1911 yılında, Mustafa Kemal daha 30 yaşında, Trablusgarp Savaşı’na katılmak üzere olan bir subayken o zamanlar bir Osmanlı vilayeti olan Filistin’den geçtiğini berlirtiyor.
Ben-Avi, Kudüs şehrinde bulunan Kamenitz Oteli’nde giderek parlamakta olan Osmanlı subayı Mustafa Kemal ile tesadüfen karşılaşmalarını anlatıyor.
Ben-Avi, gazeteci kimliğiyle , Mustafa Kemal ile dostane bir mülakat yapıyor. Konuşmalarının da ana eksenini o yıllarda Osmanlı İmparatorluğu’nun içinde bulunduğu savaş ortamından nasıl kurtarılabileceği oluşturuyor.
Birkaç gün üstüste devam eden toplantılarının birinde Mustafa Kemal, aslen Sabetay Sevi’ye inananların soyundan geldiğini, fakat Yahudi olmadığını, küçüklüğünde babasının kendisine Venedik’te basılmış eski bir Tevrat’ı okuyabilmesi için Karaim Yahudisi bir öğretmen tuttuğunu belirterek, aklında kalan tek duanın da ; “Shema Yisrael Adonai Eloheinu ve Adonai Ehad” olduğunu söylüyor.
Yani; “Dinle ey İsrail Rabbimiz olan Allah Tektir.”
Itamar Ben-Avi de unutamadığı bu toplantıyı yaşamındaki diğer tüm anılarla beraber 1940 yılında Kudüs’te bir kitap halinde bastırıyor.
Fakat baskı çabucak tükendiğinden ve İbranice olarak basıldığından, bu önemli konu sadece dar bir çevrenin bildiği bir konumda kalıyor. Hillel Halkin ise 1994′te İsrail Cumhurbaşkanı’nın Türkiye’yi ziyareti dolayısıyla, Atatürk’ün Yahudi geçmişinin iki ülke arasındaki bağları nasıl etkileyebileceğini düşünerek, Cumhurbaşkanı sözcüsüne konuyu gündeme alıp almayacaklarını soruyor.
Onların da bu konudan habersiz olduklarını görmesi üzerine New York’ta yayınlanan 103 senelik bir Yahudi gazetesine konuyu aydınlatan geniş bir özet sunuyor.
Makalesinde, Itamar Ben-Avi’nin otobiyografisinden, Atatürk’ün Şemsi Efendi’nin yönettiği Fevziye Mektebi’nde babası tarafından okutulmasından ve Nazilerce katledilen Selanik Musevilerinin (1912-1943) Atatürk’ün kendi cemaatlerinden çıkmış olmasından ötürü duydukları kıvançtan bahsediyor.
Encyclopedia Judaica’ da bile Atatürk’ün Dönme asıllı olduğuyla ilgili iddialar var.
Sonuçta, Atatürk, Sabetay Sevi’ye inanan ailelerin soyundan gelmiş olabilir.
Bu konuyu herhangi bir duygusal evhama kapılmadan objektif olarak değerlendirmemiz lazım. Dönme dahi olmuş olsaydı, Atatürk, Türk’tür ve bu milletin modern dünyaya katılması için elinden geleni yapmıştır.
Pavlus
|
|
|
Ali Rıza Efendi’nin Ailesi Nereliydi ? Sayın Faruk Bey, Atatürk’ün babası Ali Rıza Efendi’nin ailesinin kökeni hakkındaki dört ayrı senaryoyu size yolluyorum. Eğer okuyup, fikirlerinizi iletirseniz çok sevineceğim. Teşekkür ederim. Hürmetler. http://www.mkataturk.gen.tr/ozel/ozel3.html |
|
|
|
ZICHRON YAAKOV – There were two questions I wanted to ask, I said over the phone to Batya Keinan, spokeswoman for Israeli president Ezer Weizman, who was about to leave the next day, Monday, Jan. 24, on the first visit ever made to Turkey by a Jewish chief of state. One was whether Mr. Weizman would be taking part in an official ceremony commemorating Kemal Ataturk. |
|
|
|
|
|||||||||||||||||||||||
|
He managed to stay out of trouble long enough to be exonerated by the army leadership, and was transferred in time to Salonika, his birthplace. Here he formed another branch of his group, with only a few fellow officers. Salonika, however, was also the hotbed of activity for the much larger secret society known as the Committee of Union and Progress. This group, made up mainly of military officers, was the vanguard of the movement known as the Young Turks. Shortly after arriving in Salonika, Mustafa Kemal’s group joined and was absorbed by the Committee. One image that stuck in the mind of Mustafa Kemal was the ritual of initiation into the larger Committee, an elaborate ceremony influenced by the Freemason society that shared many members. In this case, the new member would have his eyes blind-folded, then be led to a secret location. He would then have to stand in front of three men in hoods, and be required to swear his allegiance on the sword and the Koran. Apart from not caring much for all the pomp involved, Mustafa Kemal was particularly offended at having to take the oath using the symbols of the Islamic religion, especially after his own group had sworn on a pistol. Anyway, as a relatively insignificant member of this society, he played only a minor role in the historic events that unfolded in the revolution of July 23rd 1908. |
|
|
|
Bu derginin 26 Kasım 1999 tarihli nüshasında çok dikkat çekici bir yazı yayınlandı. Yazının başlığı aynen şöyle idi: „Türkler’in Babası Bir Yahudi Oğlu muydu?“ Yazı şöyle devam etmekte: „Kemal Atatürk bir yahudi mi idi? Onun gerçekleştirmiş olduğu reformlar kendi özgeçmişiyle mi ilgiliydi? Bu sebepten dolayı mı yahudi Atatürk, Türk İslam’ının düşmanı oldu?“ Derginin Atina muhabirlerinden Heinz Gstrein’in kaleme almış olduğu yazıda bu sene de ölüm yıldönümünde Türk basınında tartışılan M. Kemal’in geçmişiyle ilgili tartışmaları özetleyen bir Yunan yahudi dergisi olan „Zachronoth“ adlı dergiden kesintiler alınmış. Yunanistan’daki Yahudi Cemaatleri Merkez Komitesi tarafından çıkarılan „Zachronoth“ adlı dergide, M. Kemal’in doğmuş olduğu Selanik kentinin tarihten beri „Balkan’ın Kudüs’ü“ olarak adlandırıldığı bildirilerek, M. Kemal’in geçmişinin „Dönme“ denilen ve Osmanlı’da en üst düzey görevlere gelebilmek için dışa dönük müslüman olduklarını iddia eden ve 17. yüzyıldan bu yana faaliyet gösteren bir yahudi cemaatına dayandığı iddia edildi. Şabatai Zevi denilen yahudi asıllı bir „sahte mehdi“ tarafından kurulduğu „Zachronoth“ adlı dergide iddia edilen „kuruluş“un en meşhur üyesinin de 1908 yılında Osmanlı’da vezir (bakan) olan Cavid Bey olduğu bildirildi. Cavid Bey yahudi dergi tarafından, Osmanlı’nın yıkılma aşamasında siyonistlerle Filistin’de temsilcilikler kurulması yönünde masabaşına oturan ilk üst düzey yetkili olduğu, açıklandı. |
|
|
||||||||
|
Atatürk uysal bir insan değildi. Hatta haşin olduğu dahi söylenebilirdi. Böyle olduğu halde çok terbiyeli, çok olgun, çok merhametli, çok hoşgörülü bir insandı. Temiz kalpliydi, alçak gönüllüydü. Gösterişten uzaktı. Vazife başında laubaliliğe yer vermez, fakat özel yaşantısında sevdiklerinin nazını çekerdi. ‘Benim için de bazı kimseler -Selanik’te doğduğumdan- Yahudi olduğumu söylemek istiyorlar. Şunu unutmamak lazımdır ki, Napoleon da Korsikalı bir İtalyandı. Ama Fransız olarak öldü ve tarihe Fransız olarak geçti. İnsanların içinde bulundukları cemiyete çalışmaları lazımdır.’ O günkü kadar utandığımı ve Atatürk’ün karşısında küçüldüğümü on iki yıllık hizmetim süresince hatırlamıyorum. O günden sonra da Selanik kelimesini bir daha ağzıma almadım. |
|
MUSTAFA KEMAL ATATURK WAS A CRYPTO-JEWISH CABAL OPERATIVE & FREEMASON Mustafa’s mother, Zubeida, was a Macedonian. She was tall, blue-eyed, flaxen-haired and strong. Salonika, where Mustafa was born, now belongs to Greece. As all the world knows, it is an important harbor in the Aegean Sea. Then it belonged to Turkey, but not for long. Today it has no Turkish inhabitants. Its population is composed of Greeks and Jews. The latter are descendants of refugees from Spain who fled from their homes at the turn of the sixteenth century. They still speak a corrupted Spanish -Ladino. In Mustafa’s veins some Jewish blood flowed, it is persistently rumored. It cannot be proved, however. Records of births were carelessly kept, if at all, in those days. Since Mustafa’s father was an Albanian and his mother a Macedonian, was he a Turk? The answer to this question dependson what we mean by that word. No ethnologist would hazard a positive opinion on so controversial a topic. In those days Albanians and Macedonians were subjects of the Ottoman Empire. If they were Mohammedans, as many of them were, no distinction was made between them and the genuine Turks. They lived with the Turks and were considered Turks. From a “racial” point of view, however, there seems to be serious doubt about Mustafa’s Turkish origin. But he considered himself a Turk, and that was enough for him and should be for us. (Turkey, by Emil Lengyel, Random House-New York, 1941, pp.116-117) …Upstairs Mustapha Kemal stood alone, nervously dangling conversation beads of pink coral with a blue tassel. The office was bare except for a large table and lots of chairs. “The well-trained superior waiter”, was my first thought. But even as we sat down, face to face across green baize, I changed it to, “tough customer!” He wore a state-blue lounge suit, quite natty, with soft-collar white shirt and a black bow tie. His age was forty-one bu he looked younger, with a college boy’s slicked-back sandy hair. Chin small yet doughty, cheek-bones high, trim reddish mustache over a mouth that was but a line. His eyes lay in narrow slits, their straight brown brows close above the steel-blue pupils. Every feature showed non-Turkish blood, -Hellene, Jewish, Circassian; he was born at Salonika. The whole face was sensitive, subtle and mercuric rather than domineering. I felt his power of concentration, a ruthlessness with an instant grasp, but wondered -was he adolescent still, or man?… Below quick furtive glances, only his mouth revealed emotion-warmth if its corners upped, scorn if they dropped. I felt the least facial change to be against his will. (The First Turkish Republic, by R.D. Robinson, 1965, pp. 26-27) |

