MASONLUK NEDİR?

Haziran 19, 2006

İnsanlar arasında din, dil ve ırk farkı gözetmeden kardeşlik, hürriyet, eşitlik ve adalet ilkelerini savunduğunu iddia eder, Yahudi milli ve dini felsefesine bir yan felsefe olarak oluşmuştur ve Avrupa’ya taşınmasıyla Hıristiyan felsefesinden de büyük ölçüde etkilenmiştir fakat temel gayesinden hiçbir şey kaybetmemiştir.

Temel gayesi dünyayı gelecek zaman da var olacağına inandıkları bazı olaylar için ,kontrol altına almak, bir nevi ele geçirmektir. Bunun içinde insanları insan yapan ,onların benliğinin ve direncinin asıl kaynağı olan milli ve manevi değerleri bozmayı gaye edinmiştir.

Bunun yanında çağlar boyu insan hayatının büyük ölçüde kontrol edicisi halini almış Ekonomik, Siyasi ve Toplumsal olayların kontrolünü de ele geçirmek amaçları arasındadır. Bunun için Masonluğun hedef kitlesi üst düzey kesimdir.

Bu üst düzey kesimin önemli bir dilimi Mason dayanışması ve maddi menfaatler uğruna , bu gurubun üyesi olmuş iş çevreleridir. Bu çevreler tepeden gelen emirlere uyarak dünya ekonomisinin tek elden yönetilmesine araç olurlar.

Diğer bir dilim ise Siyasilerin dilimidir, ki ekonomik ve toplumsal olayların en etkili kontrolü yönetici kadronun elindedir. Bir başka dilim ise MEDYA dilimidir, bu bana göre en önemli dilimdir.

Toplumsal, siyasi ve ekonomik olaylar birbiriyle daima etkileşim içindedir. Bu etkileşimi topluma yansıtan araç ise medyadır. Medyayı kontrol altına almakla toplumu yönlendirmek ,yerine göre uyutmak ve düşünemez hale getirmek, yerine göre de ayaklandırmak kaosa sürüklemek mümkündür. Çünkü insanlar gerçeği görüp duyduklarından ibaret sanma gibi bir yanılgıya sıkça düşerler. Gelecek bölümlerde masonlukla ilgili iddialarımızı tek tek ele alacağız…

Masonlukla ilgi diğer bir nokta ise ciddi bir gizlilik anlayışıdır. Bu gizlilik anlayışı Masonik sırların ve öğretilirin gizli kalmasını sağlamak. Bu yolla temel amaçlarının deşifre edilmesini engellemek istenmiştir. Masonluğun gizlilikle ilgili genel prensibini şu şekilde ifade etmek mümkündür : “Masonluk kendini her yerde hissettirmeli fakat hiçbir yerde görülmemelidir .” Ve görüyoruz ki masonluğun bu gizlilikle hedeflediği bir başka şeyde toplum üzerinde psikolojik bir etki oluşturmaktır. Çünkü İnsan Psikolojinde var olduğu bilinen ,hissedilen fakat görülemeyen, gizlenen şeylerin etkisi büyüktür. Masonik sırları saklı tutmayarak masonluğa ihanet eden kişlerin başlarının kesilip, diğer masonlara ibret olması açısından çubuklarara saplanıp sergilenişi tasvir eden bir çok resim mevcuttur. Bu tip örnekler çağımızda olmamakla birlikte, ortaçağ da sık sık yaşanmaktaydı.

Masonlara göre ise kendilerini çok daha farklı ifade ederler. Örneğin ” Masonluğa saldıranların ve masonları kötüleyenlerin en büyük korkusu, Masonluğun ne olduğunun ve ne olmadığının toplumda iyice ve açıkça anlaşılmasıdır.” sözleriyle masonluğun aslında “açıkça ve iyice anlaşılmak ” istediğini, fakat art niyetli kişilerin bunu engellediklerini ifade etmeye çalışmışlardır .

Bu söze cevabımız şu olacak. Eğer masonluk “açıkça ve iyice anlaşılmak “isteseydi, elinde ki imkanlarla bunu pek ala yapabilirdi. Fakat günümüze kadar süslü cümlelerle dolu EDEBİ(!) açıklamalarla masonluk olduğundan farklı gösterilerek hep gizlenmeye çalışılmış. Burada söz oyunlarının aslı muhatabı masonlardır, asıl onlar “açıkça ve iyice”tanınmaktan korkarlar. Bu nedenle hep gizli örgütlenirler, çoğu insan Masonluk diye bir kurumun varlığından bile habersizdir. Toplantılarını kapalı kapılar ardında yapıp gizlilikten taviz vermezler,birbirleriyle “LEMS” denilen özel işaretlerle anlaşırlar. Tüm bunlar masonluğun ne derece tanınmaktan korkan bir kurum olduğunu gözler önüne seriyor. Bu nedenle masonluk üzerlerindeki meraklı gözlerin baskısını az da olsa azaltmak için Türkiye masonları son zamanlarda göstermelik etkinlikler, sergiler düzenlemişlerdir.

Masonlar Masonluğu şöyle de tarif ederler ; “Masonluk, tüm insanların ve tüm toplumların barış ve mutluluğunu amaçlayan, bireylerin bu yolda ilerlemelerini sağlayan bir sistemdir.” Yukarıda insanlık,dünya vatandaşlığı ve enternasyonalizm gibi ülküleri benimsediği, Masonların barış ve mutluluk için çalıştıkları öne sürülüyor.

Uygulamada ise masonlar sadece aynı teşkilat mensuplarını kardeş görür ve ancak aynı teşkilata bağlananlara yardımcı olurlar,burada hedeflenen insanlığın değil masonluğun mutluluğu ve barışıdır. Masonlara göre masonluğun birbaşka amacı ise; ” Özgür düşünceli, iyi ahlâklı, bilgili, erdemli, kendi toplumlarını ve insanları seven, onların evrimsel doğrultuda gelişmeleri ve mutlulukları için özveriyle çaba gösteren, adaleti öncelikli tutarak savunan, kendi sahip oldukları değerleri başkalarına da kazandırmaya çalışan insanların giderek daha çok sayıda yetişmelerinin sağlanması.”olarak ifade edilir.

Yukarıdaki sözlerle şunu da anlıyoruz ki masonluk çok sayıda edebiyatçıya sahip .Tüm toplumca taktir edilen bir çok değer burada süslü cümlelerle masonluğun amacına dönüşmüş. Gerçek ise bundan çok farklıdır.

Cümle cümle ele alalım. Özgür düşünceden bahsediliyor, yıllarca masonluk tabiri ile “tıpkı bir küp taş gibi yontulmuş”, kontrol altına alınmış,şekillendirilmiş, masonluğa uygun olmayan düşünceler(!)den arındırılmış beyinlerin özgür düşünceli olduğundan bahsedilmesi mantık dışıdır. Masonlukta özgürlük insanın manevi ve milli kimliğinden “bağımsız kalarak” kendini masonik değerlere bırakması, her zaman önceliği masonik değerlere tanımasından ibarettir.

İyi ahlak, bilgi ve erdemden bahsedilir, bunlar tüm insanlarca takdir edilen değerler olduğu için, burada cümleyi süslemek için kullanılmıştır. Günümüzde masonluk maddi menfaatleri amaç edinmiş, politik,ekonomik ve kişisel hırslarına kapılmış, insanların topluluğudur. Zaten masonluk kurumu da “Maşa olarak ” kullanabileceği kişileri kabul eder. Hiç bir zaman bir kasap, manav, ilkokul öğretmeni mason olamaz, ne derece ahlaklı, bilgili, erdemli olursa olsun. Fakat bunun yanında bir holding patronu yada politikacı, ne kadar pis meziyeti olursa olsun mason olabilir. Buradan da şu sonucu çıkarabiliriz ki Masonluk menfaatlerine uygun kişiler seçer, kişiler menfaatleri için mason olur.

“Kendi toplumlarını ve insanları seven, onların evrimsel doğrultuda gelişmeleri ve mutlulukları için özveriyle çaba gösteren” ifadesi ise başlı başına çelişkidir, çünkü mason kardeşliği, masonik amaçlar her zaman milli, manevi toplumsal anlayışın her zaman önünde tutulur . Dil ve ırk ayrımı yoktur sözlerine karşılık mason localarında bilhassa Yahudilerin ve dönmelerin en önemli mevkilerde bulunduğu görülmektedir. Türkiye masonluğunun temellerini Selanikli sabetaycılar(gizli yahudiler) atmışlardır. Bu günde sabetaycılar ve masonlar arasındaki dayanışma devam etmektedir, bu hal yahudilik ve masonluk ilişkisini gözler önüne seren örneklerden biridir.

Hazırlayan: Abdülhamit Ergüler

KAYNAKLAR:
YENİ REHBER ANSİKLOPEDİSİ 13. CİLT TÜRKİYE GAZETESİ İSTANBUL 1994 SF 279-280 – MEYDAN LAROUSSE 13. Cilt 214-15-16. Sayfa -T.BIRITANNICA 12.CİLT 1993 92-93 HÜRRİYET – YENİ MASONİK DÜZEN-HARUN YAHYA – YAHUDİLİK VE MASONLUK- HARUN YAHYA -DÜNYA VE TÜRKİYE’DE MASONLUK VE MASONLAR -İLHAMİ SOYSAL Yayınları İstanbul 1980 -İNTERNET ÜZERİNDEN GAZETE ARŞİVLERİ -YERLİ VE YABANCI BİR ÇOK MASONİK SİTE – ANTİ-MASONİK SİTELER

Ötüken.Net http://www.kocakurt.gq.nu llllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllll

İttihat ve Terakki’nin Masonlukla Bağlantısı

Gizlilik Dönemi

BU SİTEYE

VERİNİZ

“Komplocular (Jön Türkler), kısa zamanda etkinlik merkezi Selânik’te kurulu diğer bir kuruluştan, Masonluk’dan, yararlanabileceklerini düşündüler…Mason locaları bu şehirde, açıktan açığa olmasa bile, kesintisiz çalışmaktaydılar ve aralarında Abdülhamit’in devrilmesini sevinçle karşılayacakların sayısı hayli kabarıktı.”

“Dolayısıyla, Osmanlı Hürriyet Cemiyeti üyeleri, Selânik mason localarının davaları için biçilmiş kaftan olduğunu kısa zamanda farkettiler. Anlaşılan Cemiyet, mason localarının hemen hepsini toplantı yeri olarak kullanmış, masonlardan çoğuna kendi davalarını kabul ettirmiş ve masonların yeni adayları denemek için uyguladıkları yöntemlerin çoğunu benimsemişti. Öte yandan, Selânik masonlarıyla karşılaşmaları sonucu, Cemiyetin çalışmalarının hız kazandığı da anlaşılmaktadır.” (E. E. Ramsaur, Jön Türkler ve 1908 İhtilâli)

“Önce, Ramsaur’un Masonluk’tan yararlanmanın Cemiyet’in kuruluşundan sonra düşünüldüğü fikrine katılmadığımıza işaret etmeliyiz.. ..Vardığımız kanı, daha Cemiyet kurulmadan, Masonluk içinde bunun fikriyatı yapılırken, localardan nasıl yararlanabileceği düşüncesinin belirmiş olduğu yolundadır. Cemiyete alınanla Masonluğa alınan arasındaki farklar, giriş farklılıkları, Cemiyet’in karma yapısı (mason olan ve olmayan), gizli evrakın büyük bir güvence altına alınması, özellikle Cemiyet’in bazı şubelerine hafiyelerin sızmasına karşılık bunların hiç tehlikeye düşmemesi, önceden tasarlanmış ve mükemmel bir örgütlenmenin gerçekleşmiş olduğunu gösteriyor. Bu da mason localarının görevlerinin önceden saptanmasıyla mümkündü.” (Orhan Koloğlu, İttihatçılar ve Masonlar)

“…Selânik’te oturanların Masonluğu çekici bulmalarına şaşmamak gerek. Çeşitli millet ve inançlara sahip liberal düşünceli, eğitim görmüş kişilerdi Selânik’liler, oysa Türkiye’deki mutlakiyetin dünyada bir eşi yoktu. Masonluk ya da benzeri bir örgüte yaklaşmaları çok normaldi. Selânik’te bir çok Musevi vardı ve bunların çoğu masondu. Bu da Masonluğu “Uluslararası Yahudilik” yoluyla dünyaya hakim olma çabası olarak yorumlayanlar için kuşkulu bir durum yaratıyordu.”

“Sonuç olarak, Jön Türk hareketini masonların ve Musevilerin hazırladıkları “dünya ihtilâli” nin bir parçası olarak niteleyen yayınların sayısı hayli kabarıktır.” (E. E. Ramsaur, Jön Türkler ve 1908 İhtilâli)

“Kesin olarak söyleyebiliriz ki, Türk ihtilâli, hemen hemen tümüyle bir mason-Musevi komplosudur.”
(The Morning Post (London 1920), The Cause of World Unrest)

“Jön Türk hareketi, İtalyan Büyük Doğusu’nun yönetimi altındaki Selânik mason locaları tarafından başlatılmıştır ve aynı makam daha sonra Mustafa Kemal’in başarıya ulaşmasına da yardımcı olmuştur.”
(Nesta H. Webster, Secret Societies and Subversive Movements)

“1900 Yıllarında Fransız Büyük Doğusu, Abdülhamit’in devrilmesine karar verip, gelişmekte olan Jön Türk hareketini bu yöne çevirmiştir.” (Friedrich Witchl, Weltfreimaurei, Weltrevolution, Weltrepublik)

“Mustafa Kemal Vedata (?) locasına alınmıştı. Kendisini hoşlanmadığı bir hava içersinde buldu. Loca, uluslararası Nihilist bir örgüte bağlıydı. Yahudilere baskı yapan Rusya’nın kötülüğünden, Yahudilere zengin olma imkanlarını tanıyan Viyana’nın iyiliğinden söz eden hiç bir millete mensup olmayan adamlar vardı etrafta. Bunlar kaypak, güvenilmez, renkleri belli olmayan kişilerdi. Mustafa Kemal,…yıkıcı yeraltı faaliyetlerinde bulunan uluslararası bir takım örgütlerin ağına düştüğünün farkındaydı, ama bunların mahiyetini tam olarak bilmiyordu. Mason törenlerine de aldırdığı yoktu, bunlardan alayla sözediyordu.”
(Harold Armstrong, Grey Wolf: Mustafa Kemal, An Intimate Study of a Dictator)

“Hareketin asıl beyinleri Yahudi ya da Dönmelerdi. Selânik’in zengin Dönmelerinden ve Yahudilerinden, Viyana, Budapeşte, Berlin’deki uluslararası kapitalistlerden mali yardım görmekteydiler.”
(R. W. Seton-Watson, The Rise of Nationality in The Balkans)

“1908 İhtilâlinin hazırlanışında masonlara daha fazla pay tanımak, eldeki belgelere aykırı düşer, çünkü ihtilâlin gerçek hazırlayıcıları olan Üçüncü Ordu subaylarının hepsinin mason olmadığı muhakkaktı; Selânik’teki bütün Jön Türklerin Masonlukla ilgisi olduğu iddia edilemez. İttihat ve Terakki Cemiyeti 1908’de gücünü, Selânik çevresindeki kırsal kesimden almaktaydı ki, Masonluk buralarda hiç de etkili değildi.” (E. E. Ramsaur, Jön Türkler ve 1908 İhtilâli)

İttihat ve Terakki’yi kontrol eden kişiler, kendilerini mason localarının karmaşık ritüellerinin perdesi ardına gizlemekteydiler.” (Harold Armstrong, Grey Wolf: Mustafa Kemal, An Intimate Study of a Dictator)

“Topluluk, yüzyılın başlarında kurulmuş olan İtalyan Carbonari cemiyetini örnek alarak örgütlenmiştir….Napoli’de geçirdiği günlerde, İbrahim Temo, bir arkadaşı eşliğinde bir mason locasını ziyaret etmiş ve Carbonari’nin İtalya tarihindeki rolü ve örgütlenmesi üzerine bilgi edinmişti ki, daha sonra, Türkiye’de benzer bir gizli cemiyet kurmaya karar verdiğinde, bu ziyaretin etkisi görülecektir.”

“Daha sonra “İttihat ve Terakki” olarak anılacak olan, ancak o zamanlar “Terakki ve İttihat” adını taşıyan ilk Jön Türk örgütlenmesi üzerinde Carbonari etkisi, üyelerin birbirlerini ancak kesirli sayılar olarak tanımalarında en belirgin olarak ortaya çıkmaktadır. Bu kesirler, örgütün her hücresine ve hücredeki her üyeye birer sayı vererek elde edilmekteydi…Örnek olarak, yedinci hücrenin beşinci üyesi “5/7” olarak tanınmaktaydı. Hareketin kurucusu olan İbrahim Temo “1/1″ idi.” (E. E. Ramsaur, Jön Türkler ve 1908 İhtilâli)

“Baskının arttığı yerde özgürlükler konusunda konuşabilmek için gerekli ortamı Masonluk sağlamaktadır. Örgütün şemsiyesinin altındaki gizlilik ve art düşüncelerden arınmış şekilde konuşup dinleme olanağı güven verir. Türkiye’de de böyle olmuştur. Ancak burada, ırkların ve siyasal hedeflerin çeşitliliğinin mason çalışmaları için aşılmaz bir engel olduğu sanılıyordu…Oysa Masonluk ırk ve din farkına rağmen insanları birleştirmeyi amaçlıyordu.”

“Bütün bunlara rağmen, 1903’te Makedonya’da Sultan’ın baskısına tepki gösteren Jön Türklerden bazı masonlar Selânik’te partilerinin merkezini kurmayı başardılar. Jön Türk komitesinin propogandası Selânik’ten ülkenin her köşesine, vatanseverlikle dolu beyannameler yağdırdı ve gerçek Osmanlıları ülkeyi meşruti bir rejime kavuşturmak için savaşmaya çağırdı….Ve sonunda 24 Temmuz 1908’de ihtilâl patlak verdi.”
(Albert Emanoel Karasso, Rivista Masonnica’da Aralık 1913’te yayınlanan makale)

“Baruh Kohen adındaki Volter’ci, özgür fikirli bir düşünür, 1880’den 1905’e kadar, Selânik’te bir havari gibi, fikir özgürlüğü vaaz etti. Havariliğini bazı arkadaşları ile kurduğu, İskoç Ritine bağlı bir İtalyan mason locasında sürdürdü. Bu loca bir kaç yıllık faaliyetten sonra kapandı. 1901 Kasım’ında “Macedonia Risorta” adıyla yeniden açıldı ve her inançtan insanları içinde topladı. İttihat ve Terakki’ye yataklık eden loca budur.”
(Joseph Nehema, Histoire des Israelites de Salonique)

“Selânik’te, 1903 Yılında tek olan “Macedonia Risorta” nın yanına, 17 Eylül 1904’te Fransız “Veritas”, 1906’da İtalyan “Labor et Lux”, 1907’de Yunan Büyük Doğusu’na bağlı “Philippos”, İspanyol Büyük Doğusu’na bağlı “Perseverencia” ve Romanya Milli Büyük Locasına bağlı “Steaoa Saloniculiu” locaları kuruldu.”
(Orhan Koloğlu, İttihatçılar ve Masonlar)

“Veritas’ın üyelerinin …..arasındaki en ilgi çekici kişi, Selânik’in en etkili Türkçe gazetesini kurmuş olan Fazlı Necip idi. İttihat ve Terakki’nin gizli faaliyetlerine aktif olarak katılıyordu. 1908 Temmuz’unda Cemiyet tarafından Selânik’teki eylemleri ve propogandayı düzenlemekle görevlendirilmişti.” (Orhan Koloğlu, İttihatçılar ve Masonlar)

“Balkan’lardaki subaylardan en az ikibini İttihat ve Terakki’ye üyeydi.” (Şevket Süreyya Aydemir, Enver Paşa)

“Osmanlı ordusundaki 7000 subaydan 5000’i İttihatçıdır.” (Eugene Lautrier, Figaro Gazetesi (11 Ağustos 1908)

“1909 Yılından itibaren, mason tartışması gündeme geldiğinde her İttihatçının mason olduğu şeklinde abartmalar bol keseden piyasaya sürülmüştür. Bunda bir gerçeklik payı olduğunu sanmak safdillik olur.”
(Orhan Koloğlu, İttihatçılar ve Masonlar)

“İttihat ve Terakki üyelerinin pek azı masondu. Zaten, ihtilâl sadece masonlara dayansaydı asla başarılı olamazdı.” (Sir Edwin Pears, Forty Years in Constantinople 1873-1915)

“Devrim öncesinde İttihat ve Terakki’nin ünlü ve ünsüz isimlerinden hangileri aynı zamanda masondu? Çok belirli isimler dışında kesin bir liste vermek mümkün değil. Talât (Paşa), Cavid, Manyasizade Refik, Mithat Şükrü, Naki, Kazım Nami, Cemal (Paşa), Hüseyin Muhittin, Faik Süleyman (Paşa), İsmail Canbolat hemen söylenebilecek isimler.” (Orhan Koloğlu, İttihatçılar ve Masonlar)

“Emmanul Karasso Efendi’nin hayatı güzel bir örnektir. Selânik’li bir Yahudi olan Karasso “Macedonia Risorta”nın Üstad-ı Azâm’ı idi ve Jön Türklere mason localarında toplanmayı önerenin o olduğu söylenir.”
(E. E. Ramsaur, Jön Türkler ve 1908 İhtilâli)

“İttihat ve Terakki ile Masonluğun bağını kuran ve bunda önemli rol oynayan üç kişinin yaşam öykülerini incelersek, belki bu bağın niteliğine bir ışık tutabiliriz. Bu üç kişi, sonradan sadrAzâm olan Talât Paşa, Emanoel Karasso ve Manyasizade Refik Bey’lerdir.”

“…Üç mason-İttihatçı öncü arasında,…Masonluğa en ilkesel yaklaşıma sahip olanın Manyasizade olduğu söylenebilir. Ancak devrimciliğinin eylemci niteliği, masonluğunu çok ikinci planda bırakmıştır. Talât, kuşkusuz herşeyden önce devrimciydi, onda Masonluk Manyasizade’den de geri kalır. Karasso ise öncelikle masondu, ama kendi locasını İttihatçılara yataklık için açmakla o da ilk ikisinin çizgisine gelmiş oldu.”
(Orhan Koloğlu, İttihatçılar ve Masonlar)

“Cemiyetin gizli toplantılarından bir çoğu “Macedonia Risorta” locasında yapılmıştır. Fransa Büyük Doğusu’ndaki bir belgeye göre E. Karasso ihtilâlden önceki iki yıl boyunca cemiyetin gizli arşivlerini locada saklamayı kabul etmiştir.” (Paul Dumont, 20. Yüzyıl Başlarında Selânik’teki Fransız Obediyanslarına Bağlı Masonluk)

“Jön Türkler Makedonya garnizonlarındaki subaylar arasında yandaşlar bulmaya ve bir örgüt kurmaya başlayınca, …ünlü Emanoel Karasso efendinin tavsiyesiyle Yahudi locaları onlara kapılarını açtılar. Talât, Cavit, Dr. Nâzım, Bahattin Manastırlı ve daha bir sürü önemli Jön Türk böylece farmason oldular ve güven içinde, ismen İtalyan ya da İspanyol olan evlerde suikastlarını hazırladılar.”
(İngiliz Arap Bürosu Raporu, Arap Bulletin No.23 (26 Eylül 1916), Notes on Freemasonry)

“Cemiyet’in üyeler arası işaret ve parola sistemi ile üye giriş töreninin mason örneğini andırdığı ileri sürülmüştür. Gözü bağlı götürülüş, simgesel davranışlar, karanlıkta mesaj veren sesler, maskeli insanlar mason tekris töreninden esin almış olabilir. Ya da birbirini tanımak için sağ eli göğse koyup hilâl işareti yapmak da …Masonlukla bağlantılı görülebilir. Ancak iki kurumun hedefleri arasındaki büyük farkı göz ardı etmek olası değildir. Birinin teorik olarak evrensellik iddiasına karşılık, Cemiyet vatanseverliği ön planda tutmuştur. Giriş yemini, bayrak üstündeki Kur’an ve tabancaya el koyup “vatanı kurtarmak ve yükseltmek için icabında hayatını feda etme” sözünü içerir. Ayrıca, yine Masonlukla bağdaşmayacak, “yeminden dönmenin cezasını kabul” şartı vardır. Üyeler, hainler hakkında Cemiyet’in vereceği kararları infazı ve kendi haklarında verilebilecek karara da kanını helâl etmeyi bu yeminle peşinen kabul ederler. Bunlar kanıtlıyor ki, Cemiyet localardan tamamen farklıdır ve onları belirli bir amaç için kullanmaktadır.” (Orhan Koloğlu, İttihatçılar ve Masonlar)

Açığa ve İhtilâli
“Padişah 23 Temmuz akşamı, …anayasanın yeniden yürürlüğe konması ve meclisin toplanması için gereğinin vilâyetlere bildirilmesi yolunda Dahiliye Nezaretini görevlendiren iradeyi çıkardı. Ve bu telgraflarla her tarafa bildirildi.” (Orhan Koloğlu, İttihatçılar ve Masonlar)

“…24 ve 25 Temmuz’da Selânik’te yapılan büyük gösteriler sırasında bütün obediyanslara bağlı masonlar yanyana bayrakları ile sokaklarda yürümüşler ve herkesce vatanın kurtarıcıları arasında alkışlanmışlardır. Aralarında en fazla alkış alanlar, başta Emanoel Karasso olmak üzere, Macedonia Risorta locasının üyeleriydi. Programda Karasso’nun bir nutku da vardı” (Paul Dumont, 20. Yüzyıl Başlarında Selânik’teki Fransız Obediyanslarına Bağlı Masonluk)

“Jön Türklerin anayasaya doğru ilerlemesinde, Doğu’nun kapılarında yeşeren mason localarının tahrikleri az rol oynamadı.” (Giornale d’Italia (31 Temmuz 1908)

“…Jön Türklere destek veren Masonluk oldu. Selânik’teki mason locası Jön Türklerin genel merkezi oldu. Ordunun davaya kazanılması, para toplanması, Paris, Londra, İsviçre, İtalya ve dünyaya yayılmış sayısız sürgünün liderliğe gelmesi hep orada hazırlandı…Yazışmalar, mücadele kasası, üyeler ve komitelerle ilişkiler hep Selânik locasının kontrolundaydı. İttihat ve Terakki’nin liderlerinden biri olan Enver Bey haber ve mektuplarını localardan alıyordu…Selânik locası, bu tarihi anın temelini ve kıymetli belgesini oluşturan İttihat ve Terakki arşivini güvenli bir yere yerleştirmekle görevini tamamlamış oldu.” (Giornale d’Italia (12 ağustos 1908)

“Artık İttihatçı-mason bağlantısı sır olmaktan çıkmıştı. Le Temps gazetesi yazarı Jean Rodes’in Manyasizade Refik Bey’le yaptığı bir söyleşi (20 Ağustos 1908) konuya tam açıklık kazandırdı.”
(Orhan Koloğlu, İttihatçılar ve Masonlar)

“Masonların, özellikle İtalyan masonlarının bizi mânen destekledikleri bir gerçektir. İki İtalyan locasının, “Macedonia Risorta” ve “Labor et Lux”, büyük yardımları dokundu, bize toplantı yeri sağladılar. Bize sığınak teşkil ettiler. Localarda mason olarak toplandık; zaten aramızda hayli mason vardı, ama asıl örgütlenmek için toplanıyorduk. Beraber çalışacağımız arkadaşlarımızın çoğunu da bu localardan seçtik, çünkü adaylarla ilgili soruşturmalarda masonlar çok titiz davranıyorlardı, eleme işlemini hemen hemen tümüyle üzerlerine almışlardı.”
(Le Temps Gazetesi (20.08.1908), Manyasizade Refik Bey ile röportaj)

“Abdülhamit’in karşısındakilerin farmasonlar olduğu gürültüsünün kopması pek çok Türkte mason olma arzusunu yarattı ve ülkede Farmasonluk hiç bir zaman rastlanmadığı bir gelişme gösterdi.”
(Sir Edwin Pears, Forty Years in Constantinople 1873-1915)

“Mevcut Alman ve İngiliz locaları Jön Türklere el koymazdan önce, onları Fransa bayrağı altında toplamamız gerekiyor. Bu bakımdan acilen Istanbul’da bir loca kurulmalıdır. Alman politikasının kötü etkilerini bildikleri için bize canı gönülden iltihak edeceklerdir.”
(Grand Orient de France arşivleri, Prrodos locası üyesi Marakyan’ın 27 Temmuz 1908 tarihli mektubu)

“Kuşkusuz o andaki rağbet doğrudan Masonluğa değil, İttihatçıların bulunduğu mason localarınaydı. Nitekim Dumont herkesin Macedonia Risorta locasına girmeye çalıştığını belirtiyor.” (Orhan Koloğlu, İttihatçılar ve Masonlar)

“Jön Türklerin uyguladıkları fikirlerini aldıkları kaynak Kilise değildir. Dinci ve Kral’cı Fransa’nın değil, demokratik ve masonik Fransa’nın fikirleridir. Jön Türklerin çoğu masondur ve siyasal ilkelerini çıkardıkları kaynak da localardır.”
(Acacia (Fransız Mason Dergisi) Kasım 1908 sayısı)

“İttihatçıların Selânik düzeyini bırakıp bütün ülke boyutunda bağımsız Masonluk düşünmelerinde mutlaka Devrimle birlikte karşılaştıkları şu veya bu ülkenin obediyansına katılma önerileri etken olmuştur…Bağımsızlıklarına aşırı bir tutkuları vardı. Kuşkusuz bu Masonluk konusunda da geçerliydi. Fra nsızın, İngilizin ya da İtalyanın etkisi altında görünmek istemiyorlardı.” (Orhan Koloğlu, İttihatçılar ve Masonlar)

Yüksek Şûra ve Büyük Loca Kuruluşu
“Türkiye’de Türk Masonluğunun milli teşkilatını kurmak için ilk hazırlık toplantısı 1908 Ağustos ayında, yani Meşrutiyetin ilanından hemen bir ay sonra Beyoğlu’nda Splandit kahvehanesi üstündeki Tokatlıyan otelinin salonunda…yapılmıştır.”

“…İttihatçıların çabaları, Eski ve Kabul Edilmiş İskoç Riti üzerine çalışan bir Yüksek Şûra kurulması amacına yönelikti.”

“Bu çabalar sonucunda 3 Mart 1909 tarihinde yapılan toplantıyla “Şûra-ı Ali-i Osmani” kuruldu. Bunun için Talât , Mithat Şükrü , Cavit, Rıza Tevfik, Mehmet Arif, Nesim Masliyah, Mehmet Galip, Mişel Noradunkyan, David J. Kohen, Osman Adil, Fuat Hulusi ve Asım’a, Yüksek Şûranın kurulması için gereken çoğunluğu sağlamak amacıyla 33. derece verildi. Böylece…Eski ve Kabul Edilmiş İskoç Riti’nin Osmanlı ülkesinde en büyük yüksek ve hakim kudreti olan Yüksek Şûra Kurulmuş oldu…Şûranın kuruluşu ittihada dahil diğer Yüksek Şûralara derhal bildirildi.”
(Kemalettin Apak, Ana Çizgileriyle Türkiye’de Masonluk Tarihi)

“Osmanlı Yüksek Şûrası ve daha sonra Osmanlı Büyük Doğusu’nun kuruluşunda amaç, yabancı locaların çoğalması ile, kısa bir süre sonra, Osmanlı İmparatorluğu’nun yabancı Masonlukların bir sömürgesi haline gelmesini önlemekti.”
(Paul Dumont, 20. Yüzyıl Başlarında Selânik’teki Fransız Obediyanslarına Bağlı Masonluk)

“9 Mart’ta Yüksek Şûra’dan patent alarak, Istanbul’da ilk Türk locası “Vatan” kuruldu. Üstadı Aziz Hasan Paşa idi ve üyelerinin çoğunluğu da milletvekilleri ve ayanlardı.” (Kemalettin Apak, Ana Çizgileriyle Türkiye’de Masonluk Tarihi)

“Kendi milli ve öz obediyanslarını kurmak isteği, Yüksek Şûra’nın kuruluşu ile canlanmış, çeşitli girişimler başlamıştır. Tarihe geçen girişim ve Yüksek Şûra’nın kendi ikmal kaynağını düşünmesiyle dört ay sonra Türkiye’deki tüm localara ve masonlara hitaben yayınladığı fransızca sirkülerle, onları Osmanlı Büyük Maşrıkı’nın kurulmasına davet etmiştir.”
(Abdurrahman Erginsoy, Türkiye’de Masonluğun Doğuşu)

“Osmanlı İmparatorluğu Yüksek Şûrası,…Rit’in yegane nâzım kuvveti olmak selâhiyeti ile bütün biraderleri 13 Temmuz 1909 Salı günü sabah saat onda Galata’da Noradunkyan hanında Viktorya dö Berlin Sigorta Şirketi’nin mümessili David J. Kohen’in yazıhanesinde hazır bulunmaya davetle…Istanbul’da nizami bir Maşrık’ın (Doğu, Büyük Loca) kurulması ile Rit’in icabat ve kanunlarının uygulanmasının gerekli olması sebebiyle, aynı hissiyat ile mütehassis ve masonik kuvvet için çok hayırlı bir vazife ifasına hakişkâr olan kardeşlerin iştirak edecekleri bu içtimada Osmanlı Büyük Maşrıkı’nın tesisi ve vazifedarların seçimi hususları görüşülecek olup…..locaların ikişer temsilci göndermeleri icap etmektedir.”

“13 Temmuz’da yapılan toplantıda,….Büyük Doğu’nun hemen kurulması onaylanmakla birlikte, ileride itirazlara sebep olmamak için daha geniş bir katılımla seçim yapılması için 1 Ağustos’ta tekrar toplanılması kararlaştırıldı. Bir yandan da Büyük Doğu’nun kurulması için usulen varlığı gereken yedi locanın kuruluş ve katılma işlemlerinin tamamlanmasına girişildi.”

“…Yüksek Şûra’ya bağlı dört loca kurulmuş bulunuyordu ki, bunlar “Vatan, Muhibban-ı Hürriyet, Vefa ve Şafak” mahfilleri idi. Biraz sonra Mısır obediyansına bağlı “Resne” locasının iltihakıyla bu sayı beşe çıktı. Arkasından Fransız Maşrıkı’na bağlı Rönesans locasından ayrılan bazı biraderler “İttihat ve Terakki’nin Hakiki Muhipleri” namı altında bir Türk locası kurdular…Mısır obediyansına bağlı “Uhuvvet-i Osmaniye” locasının iltihakı da temin edildiğinden, yedi remzi loca tamamlanmış oluyordu. 1 Ağustos günü yapılan toplantıda, ilk üç remzi derecenin yegane nazım kudreti olarak Maşrık-ı Azâm-ı Osmani unvanıyla bir Büyük Loca’nın tesisine karar verildi.”
(Kemalettin Apak, Ana Çizgileriyle Türkiye’de Masonluk Tarihi)

“Formaliteleri tamamlamak için gereken, Yüksek Şûra ile Büyük Doğu arasındaki ilişkileri ve karşılıklı yetkileri düzenleyen konkordato da 1 kasım 1909 günü Amir-i Hakim-i Azâm (Prens Aziz Hasan Paşa) ve Üstad-ı Azâm (Talât Paşa) arasında imzalanmıştır.” (Orhan Koloğlu, İttihatçılar ve Masonlar)

“31 Mart olayında Masonluğun etkisi pek zayıftır. Çok başka sebeplere dayanan “din elden gidiyor” feryadına pek sınırlı bir gerekçe oluşturur. Ciddi olarak Masonluğa tepki, 1909’un ikinci yarısından sonra – Osmanlı Yüksek Şûrası ve Büyük Doğusu’nun kuruluşlarının ardından – kısmen iç iktidardan pay alamayanların kızgınlığı ve kısmen de dış çıkarcı çevrelerin (Mısır’ın elden çıkacağı korkusu içindeki İngilizler) kışkırtmaları ile belirgin hale gelir. Bu iki çevre,

Masonluğu Siyonizm ile özdeşleştirerek İttihatçıları yıpratmanın ve devirmenin yollarını ararlar.”
(Orhan Koloğlu, İttihatçılar ve Masonlar)

Sonuç
“…Dünyadaki sayılarla karşılaştırıldığında, bunun (mason sayısının) son derece sınırlı bir yapı oluşturduğu görülür. Buna karşılık, masonlar işgal ettikleri mevkilerle çok etkili bir kadro oluşturmaktadırlar.”

Orhan Kologlu

Orhan Koloğlu

“Yine de, ülke yönetiminin salt bir mason ağının elinde bulunduğunu iddia abartma olur…(1908-1913 arasındaki beş yıllık sürede) İttihat ve Terakki Cemiyeti ne ülke yönetiminde, hatta ne de kendi örgütü üzerinde tam bir kontrola sahip değildir….İttihat ve Terakki’nin tam iktidarı …1913’ten sonra başlar ve 1918’in üçüncü çeyreğine kadar beş yıl sürer.”

“…1908-1913 arasında, Cemiyetin yönetimi sivil kanadın elindedir. Masonluğun ulusal düzeyde örgütlenme çabaları da bu döneme rastlar, ama bu dönem tamamlanmadan 1912’de durgunluğa girer….1912’de Balkan savaşı çıkıncaya kadar, İmparatorluğu, çeşitli unsurların (ulusların) işbirliğiyle (İttihad-ı Anasır ile) ayakta tutmanın mümkün olacağına inanılıyordu…1913-1918 arasındaki tam iktidar döneminde yönetimde ağırlık askeri kanattadır. İşin ilginci, İttihatçıların iki mason sadrazamının (Sait Halim Paşa ve Talât Paşa) aralıksız beş yılı doldurmalarına ve yine Cemal Paşa ve Cavid Bey gibi mason nazırların çok etken olmasına karşılık, bu ikinci dönemde Masonluk çok durgundur. Üstelik, Dünya Savaşı sırasında, Masonlukla hiç bağdaşmayan bir eylemin, “Cihad-ı Ekber” ilanı ile Panislâmcılığın doruğa varması, ayrıca kademe kademe Panturancılığa varacak olan Türkçülük akımının doruğuna bu yıllarda erişilmesi, İttihatçıların…hiç de Masonlukla damgalı olmadıklarını gösterir.” (Orhan Koloğlu, İttihatçılar ve Masonlar)

“Farmasonluğun, Jön Türk İhtilâlinin hazırlanması ve uygulanmasında bir rol oynadığına dair inandırıcı bir kanıt yoktur. Masonluk, dolaylı olarak da ihtilâli etkilememiş, asıl İttihatçılar Masonluktan yararlanmışlardır.”
(Jacop Landau, The Politics of Pan-Islam Ideology and Organization)

“Masonluğun, İttihat ve Terakki üzerinde bazı etkileri olmuşsa da, İttihat ve Terakki-Masonluk ilişkisinde başlıca güdü, Masonluğun istibdat ortamında özgürlükçülere güvenli bir çalışma ve örgütlenme ortamı sağlaması olmuştur. Yani, daha çok İttihatçıların Masonluğu araç olarak kullanmış olmaları söz konusudur.”
(Sina Akşin, Jön Türkler ve İttihat ve Terakki)

“Jön Türkler, Avrupa’da tartışılmakta olan fikirlerin popülarize edilmiş şekillerinin etkisi altında kalmışlar ve büyük teorisyenlerle halk arasında mutavassıt rolünü oynayan ikinci derecede düşünürlerin görüşlerini kendi fikirlerine intikal ettirmişlerdir…Uzun zaman fikirsizlikten kendileri de şikayet ettikten sonra, …ihtilâlci muhitlerin dışında geliştirilmiş bazı siyasi ve sosyal dünya görüşlerini kabul etmek zorunda kalmışlardır.”
(Şerif Mardin, Jön Türklerin Siyasi Fikirleri 1895-1908)

“…İtalyan filozofu Croce’nin 1910’larda İtalyan Masonluğunu değerlendirişi….:
“Masonluğun doktriner içeriğine ve idealinin zaafına bakınca, herşeyi soyutladığını ve basitleştirdiğini farkederiz. Tarih karmaşık, felsefe zor, bilim kesin sonuçlara olanak vermez, ahlak ise çelişki ve kuşku ile doludur. Masonluk bütün bunları akıl, özgürlük, insanlık, kardeşlik, hoşgörü adına zaferle aşıyor. Ve bu soyutlamayla, bir bakışta iyiyi kötüden ayırabileceğini iddia ediyor, olayları ve insanları dış görünümleri ve formüllerle sınıflandırıyor. Tüccarlar, küçük meslek erbabı, ilkokul hocaları, avukatlar için en mükemmel kültürdür, zira ucuz kültürdür. Ama ruhun, toplumun, gerçeğin sorunlarını derinleştirmek isteyenler için pek kötü bir kültürdür Masonluk. Sadece fikren değil, moral açıdan da kötü.” (A. A. Mela, Storia della Masonneria dall’Unita alla Republica)

“Croce’nin fazla basitleştirici ve kolaycı bulduğu Masonluğun, fikirlerin popülarize edilmiş şeklinden ileri gidememiş olan İttihatçıların doktrin ihtiyacını ilk adımda karşılaması doğaldı. Gerçekten akılcılık, özgürlük, insanlık, kardeşlik ve hoşgörü İttihatçıların da işini görecek, Osmanlı’yı parçalamadan vatan ve devleti kurtarmanın formülü olabilecekti. Özellikle Masonluğun savaş ve şiddete karşıtlığı, İttihatçıların da işine uygundu. Böylece, “Anasır” arasında birleştiricilik, bütünleştiricilik rolünü üstlenebilirdi…Masonluğun temsil ettiği beynelmilelciliğin (Balkan Savaşı sayesinde) iflâsıyla “İttihad-ı Anasır” suya düşünce, İttihatçılara ulusçuluğa yönelmekten başka seçenek kalmadı.”
(Orhan Koloğlu, İttihatçılar ve Masonlar)

Derleyen: Thamos (GEOMETRI)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: