SABETAYCILIK OLAYI ve SİYONİZME HİZMETİN BELGESİ!

Haziran 19, 2006

Burada size Türk yetimlerinin hakkının nasıl ‘Siyonizme, Yahudiliğe ve İsrail’e hizmet icin kullanıldığını gösteren belgeler sunuyorum: (Kaynak: http://www.hadassah.org/ ) Öncelikle ‘HADASSAH’ nedir bilelim: Hadassah, ‘the Women’s Zionist Organization’, yani ‘Kadınların Siyonist Organizasyonu’dur (Siyonizm: Yahudilerin dünyaya hakim olma idealidir. http://www.otuken.net/siyonizm/ ) .

Aşağıda ingilizce orjinalini geçtiğim ve http://www.hadassah.org adresinde tüm detaylı bilgilerin yeraldığı, HADASSAH isimli, Kadınların Siyonist Organizasyonu, 1912 yılında kurulmustur.. Asıl amacı, Siyonizme, Yahudiliğe ve İsrail’e hizmet olan bu örgütün, ‘Diplomat veya Diplomat Eşleri’ için olan kısmını 1994 yılında o zamanki Türkiye’nin İsrail Büyükelçisi Onur Gökçe’nin hanımı Aytul Gökçe kurmus, Ve bu hanımefendi,1998 yılındaki http://www.hadassah.org/news/augsep98/global.htm adresinde gördüğümüz habere göre, faaliyetlerine kocasının yeni görev yeri olan Helsinki’de devam etmekte, ve Hadassah için, Türkiye’nin yetimlerinin haklarıyla masrafları karşılanan, elçilik imkanlarını, Siyonizme, Yahudiliğe ve İsrail’e hizmet etmek için seferber etmektedir..

‘Meclis İdari Amiri Sayın Ahmet ÇAKAR nerdesin? ‘ diyesim geliyor! Tam sana göre çakılacak bir durum daha! Sayın Ahmet Çakar’ın bunlara ‘Vatan Haini’ demesi normal!

http://www.hadassah.org/news/augsep98/global.htm internet sayfasındaki ‘Hadassah International Taking Heart and Soul Global’ haberinde Eski İsrail ve Helsinki Büyükelçisi Onur Gökçe’nin eşi Aytul Gökçe’nin bu sionist organizasyonda kurucu-yönetici olduğunu göruyoruz. Bakın ne yazıyor? :

“The traditional gala Ambassadors Banquet was attended by virtually the entire diplomatic corps Gokce, founder of Hadassah-International Corps Diplomatique for women who are diplomats or wives of diplomats. Married to Turkey’s former ambassador to Israel, now serving in Finland, Gokce was returning to Helsinki to launch Hadassah-Finland. ‘Why shouldn’t I work for Hadassah? ‘ she asked.”

Eğer bir Büyükelçi hanımı Suudi Arabistan, İran, Libya veya Rabita’ya hizmet ettiği anlaşılsa ne olur? Elçilik Rezidanslarında Müslümanlar için yemekler çaylar verse, kıyamet kopmaz mı? Siyonizme hizmet edenler ise ödüllendiriliyor!

Hani yurtdışında, özellikle Balkanlardaki zulümden kaçan, Türkiye’ye bir ağabey gibi bakan, Finlandiya’da da sayıları binlerce olan, eski Osmanlı Milletinin müslümanları için (Bosnalı Müslüman Türkler – Sancaklılar – Boşnaklar), bir yemek veya organizasyon düzenleseydi ya bu hanımefendi?

Siyonizme, Yahudiliğe ve İsrail’e açıkça hizmet icin kurulmuş HADDASSAH isimli ‘Kadınların Siyonist Organizasyonu’na kurucu üye olarak hizmet ediyorlar.. Etsinler, nasılsa meydanı boş buldular.

1912 yılında kurulmuş bir Sionist kuruluş olan HADDASSAH’a hizmet etmeye devam eden Aytul Gökçe’nin kocası eski Helsinki Büyükelçisi Onur Gökçe’nin ismi de http://www.sephardichouse.org/turks2.html adresinde de görüldüğü gibi, Yusuf Basalel’in kaleme aldığı ‘Osmanlı ve Türk Yahudileri’ 1999 baskılı kitabında ‘Ünlü Bir Yahudi’ olarak yer almaktadır (Spiker Nedim Saban da bir Yahudi olarak bu kitapda var.. Hani başörtülü kızların başörtülerini tartışan Nedim!) .

Siyonizme hizmet edenler, niçin kendilerini Müslüman-Türk olarak tanıtıyorlar ve kimlere hizmet ediyorlar bilelim? Bunların hepsi kendilerini Türk-Müslüman, Atatürkçü-Laik olarak tanıtırlar. Atatürkçülük, Siyonizme hizmet edenlere ne ceza veriyor? Bunlar kendilerini ‘Türk-Müslüman’ olarak tanıtıyorlar, sözde oruç tutuyorlar, bayram namazlarına bile iştirak ediyorlar. Öte yandan Siyonizme, Yahudiliğe ve İsrail’e hizmet ediyorlar.”Döndükçe, dönüyor Dönmeler!”

Gazeteci Emin Çölaşan yolsuzluk arar hep.. Bundan büyük yolsuzluk olur mu? Türkiye Cumhuriyeti’ni yurtdışında temsil eden Büyükelçilik, Siyonizme, Yahudiliğe ve İsrail’e hizmet etmek icin seferber olmuş (Belgeler yukarıda) . Buyurun Hadassah’ın İngilizcesini de kaynaklarıyla okuyun:
‘HADASSAH’, Women’s Zionist Organization’:
Kaynak: http://www.hadassah.org/

HADASSAH’S MISSION STATEMENT

Onur Gökçe

HADASSAH, the Women’s Zionist Organization of America, is a volunteer women’s organization, whose members are motivated and inspired to strengthen their partnership with Israel, ensure Jewish continuity, and realize their potential as a dynamic force in American society.

Founded in 1912, Hadassah retains the passion and timeless values of its founder, Henrietta Szold, Jewish scholar and activist, who was dedicated to Judaism, Zionism, and the American ideal.

In the United States, Hadassah enhances the quality of American and Jewish life through its education and Zionist youth programs, promotes health awareness, and provides personal enrichment and growth for its members.

Eh artık, şapkayı önümüze koyup düşünelim artık. Yurtdışındaki Türkler, bu dönmelerin icraatlarını görüp; ‘Devlet buysa, ben böyle devlete…’ deyip, hem devletten hem de devlet adamından soğuyor.. Böylece, kucaktan kucağa düşüyorlar.. Düşene değil, düşürene bak.. Bu Dışişleri böyle Dönmeleri Yurtdışına Büyükelçi diye gönderirse, 4 milyonu bulan Yurtdışındaki vatandaşlarımızı tamamıyle kaybedeceğiz. Çünkü, çoğu Anadolu’nun bağrından kopmuş gelmiş, dinine diline sadık vatandaşlarımız, böyle siyonist hizmetçilerinin sayesinde, kendi başlarına dini organizasyonlarını kurmaya çalışıyorlar, ve bu organizasyonlarda da bazan Suudi Arabistan parasal olarak finans sağladığından, Vahabilik hızla yayılıyor..

Özellikle Balkan Müslümanları, mülteci olarak bulundukları ülkelerde, genellikle Vahabilerden organizasyon için yardım aldıklarından, onlar daha çok etkileniyorlar.. Türkiye Cumhuriyeti’nin yurtdışında bulunan 4 milyon insanına yönelik, doğru dürüst eğitim ve dini proğramı yok.. Ayrıca, sizlere Gregoris’un Vasiyeti’ni yerine getirenlere karşı dikkatli olmanızı da tavsiye ediyorum.

Nedir Fener Patriği Gregorius’un Vasiyeti? 1821 yılı Nisan ayında Padişah II.Mahmut tarafından, Yunan azınlığı ayaklandırmaya yönelik yazdığı mektup ele geçirildiği için, ‘üzerindeki dini elbiseleriyle’, Fener Patrikhanesi önünde astırılan, Fener Patriği Gregorius, Rus Çari Alexander’e göndermiş olduğu ve ‘Gregorius Vasiyeti’ olarak bilinen mektubunda ne diyor?

“Türkler’i maddeten ezmek ve yıkmak imkansızdır. Çünkü Türkler, Müslüman oldukları için çok sabırlı ve mukavemetlidirler.
Bu hasletleri dinlerine bağlılıklarından, kadere rıza göstermelerinden, devlet büyüklerine itaat duygusundan gelmektedir. Türkler’de evvela itaat duygusunu kırmak, manevi bağlarını parçalamak, dini duygularını zayıflatmak icabeder. Bunun da en kısa yolu, milli geleneklerine ve manevıyatlarına uymayan yabancı fikirlere ve hareketlere onları alıştırmaktır. Yapılacak şey, Türklere birşey HİSSETTİRMEDEN bünyelerindeki tahribatı tamamlamaktır.”

Ne dersiniz Gregorius’un Vasiyeti hemen hemen yerine getirildi mi? Benim fikrime göre, Gregorius’un gözleri arkada kalmamıştır artık.. Vasiyet hemen hemen yerine getirildi ve bizler, etek kısaltma, sakal traşı olma ve Avrupa’nın en lüks diskolarına sahip olmakla ‘Çağlar Atlıyoruz’!

1948’de İsrail’in ilk Başbakanı olan BEN GURION : “Türkler bize her zaman metresleri gibi davranmışlardır, bir izdivacın ortağı gibi değil.”
Aman dikkat edelim de aramıza, Müslüman -Türk vs. maskeler altında giren, Ben Gurion’un dindaşları ve ırkdaşları tarafından metres yapılmayalım. Kalın sağlıcakla, ‘Dönme Mikrobuna’ karşı dikkatli olun!

YAKUP YILMAZ , (Sabetaycılık üzerine deneyimli Bir Müslüman -Türk)

Siyonistlerle Sabataistler el ele

Yahudi sorunu, yeni bir sorun değildir. Bu sorunun geçmişi 3000 yıllıktır. Bu sorunun, neden “dünyanın en uzun süren müzmin sorunu” olduğunu anlamak için, sadece Yahudi inanç sistemini ve tarihini bilmek yetmez. Aynı zamanda Yahudi felsefesini de çok iyi bilmek gerekir.

Hayatının yarısını Yahudi felsefesini kavramaya ayıran ve bu konuda yüzyılın en çaplı ansiklopedisini yayımlayan Prof. Dr. Abdulvahhab el-Mesiri, Yahudi felsefesinin arkasında yatan nihai amacın “küresel değersizleştirme” (tahyidi’l-‘âlem/neutralization of the world) olduğunu söyler.

El-Mesiri’nin bu yargısı, çala kalem varılmış bir yargı değildir. Geçmişi binlerce yıla uzanan yahudi dini metinlerinin tamamını, bu metinlerden doğan Talmud, Mişna, Gemara ve Kabbala’yı, Kabbala’dan doğan Zohar Ekolü’nü ve bu ekolün efsanevi ismi İzak Luria’yı ve onun simgesel eserini iyiden iyiye incelemiştir.

Bütün bu inceleme sonucunda dönmelerin ünlü ‘mehdi’si Sabatay Zvi’nin tüm haramları helal kılan laik-mistik ‘her şey mübah’ anlayışıyla, çağdaşı Yahudi filozof Spinoza’nın laik-felsefi ‘naturalits panteizmi’ arasındaki ilişkiyi, hepsi de Yahudi olan Freud’un psikolojik, Marx’ın siyasal ve ekonomik, bizdeki ‘milliyetçilerin’ fikir babası Durkheim’in sosyolojik tezlerinin arkasındaki temel mantığı anlamakta zorlanmıyorsunuz.

Tabiî anlamakta zorlanmadığınız bir başka konu da Yahudiler’in tarihte neden bu kadar kanlı olayların muhatabı oldukları; toplu kıyımlara, sürgünlere, jenositlere ve baskılara maruz kaldıkları. Sadece ‘maruz kalmalarını’ mı?

Aynı zamanda zulümlerini, değer yıkıcılıklarını, insanlığın başına bela oluşlarını, birlikte ya da komşu olarak yaşadıkları hemen tüm ülkelerin halkları tarafından nefretle hatırlanıp ilk fırsatta üzerlerine çektikleri bu nefretin gazabına uğramalarını, başka insanlara ve uluslara karşı acımasızlıklarını da…

Ve bir de Filistin’de Filistinliler’e karşı yaptıkları katliamları… Deyr Yasin, Hayfa, Sabra ve Şatila, Beyrut, Gazze, Eriha ve Ramallah… Siyonizm’in ve Sabataizm’in (Dönmelik) ikisinin de kendisinde birleştiği ana halka, Luria’nın Zoharcı yorumudur. İsrail’in kuruluş felsefesi olan Siyonizm ve tarihleri bilinmeden Türkiye Cumhuriyeti tarihi yazılamayacak olan Sabataizm, “tikun (=onarım) felsefesi” adını verdikleri bir felsefeye dayanırlar.

Bir tür Yahudi metafiziği olan bu felsefe, bizce Eski Mısır Hermetizmine aittir ve putperest bir kökene dayanır. Aslen Mısır Yahudisi olan Haham Luria da zaten bu felsefenin en ünlü yorumcusu sayılmaktadır.

Tikun felsefesine göre, âlemin yaratılışında bir miktar tanrısal ışık (=nur) kaynağına geri dönememiştir. Hatta, fizik dünyanın varlık sebebi de budur. Bu hapis kalan tanrısal ışıkların kaynağına dönmesi için sıkışıp kaldığı ‘vazonun’ kırılması gerekmektedir.

Sanırım bu felsefenin sahipleri, bu ışığın kurtarılması görevinin Yahudiler’e verildiğini düşünmektedirler. Onun için de ışığın serbest kalması için her türlü kırıp-dökme, yakıp yıkma, asıp-kesme mübahtır. O halde yakın-yıkın, dünyaya yalan söyleyin, günah işleyin, kan dökün, dünyayı zulme bulayın!.. Yani, amacınıza ulaşmak için her şey mübah, her şey helaldir.

Mesih’lik iddiasıyla çıkan Dönmeler’in lideri Haham Sabatay Zvi’nin “her şey mübah” yaklaşımı Tikun Felsefesi’ne dayanır. Konunun uzmanları onun fuhuş yaptığı bilinen bir kadınla beraberliğini de bu felsefesine bağlarlar. Sabetaycı yazar Ilgaz Zorlu da eserinde “serbest seks” dediği “mum söndü” geleneğini bu felsefeyle ilişkilendirir.

Bugün Filistin’de olanlar, “Tikun felsefesinden” bağımsız anlaşılamaz. İsrail nasıl olur da 21. yüzyılın Naziliğine soyunur? İsrail’i yönetenler nasıl binlerce insanı bir arada katlettikleri kanlı katliamlara imza atarlar?

Dün mesaj kutuma dört kare fotoğraf düştü, ABD’nin günahlarının tamamını yüklendiği korsan İsrail devletinin askerlerinin işlediği korkunç bir cinayete ilişkin…

Birinci karede bir Filistinli delikanlı görülüyor. Askerler üzerini arıyorlar, silahı yok.
İkinci karede elbiselerini soyuyorlar. Neredeyse çırıl çıplak…
Üçüncü karede, çıplak haliyle yere yatırılıp kafasına silahlar dayanmış.
Ve dördüncü kare: Otomatik silahla beyni parçalanmış, kanlar içinde bir ceset.

BEYRUT KASABI ARIEL SHARON

Bütün bu cinayetleri işleyen Siyonist İsrail’le, Türkiye’yi korsan bir biçimde halkından çalıp yöneten Sabataistler şimdi el ele. İsrail’e bir milyar dolarlık bir ihale vererek korsan devletin terörünü finanse ediyorlar. Ve biz ABD’deki Yahudi örgütü Jinsa’nın bir generalimize verdiği “LİDERLİK” ödülünün neyin liderliği olduğunu ve ne karşılığı verildiğini yeni yeni anlıyoruz. Alan Makovski’nin Washington Enstitüsü’nde hitabetme şerefinin kendisine niçin bahşedilip Yahudi İnsan Hakları örgütü “ADL”i neden ziyaret ettiğini de…

Osmanlı sonrası “uzun fetret dönemi”nde olan bitenlerin hiçbirinin hesabı görülmedi. Hafızasıyla dalga geçilen bu millet, bunu da hafızasının bir tarafına kaydediyor.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: