Irken Yahudi Olmak ve Mumsöndü (?) Merasimi

Haziran 20, 2006

Sayın … Bey,
Son mesajınızda çok önemli konulara temas ettiniz. Bunları iki kategoriye ayırarak, yaptığım incelemelerin sonuçlarını
tarafınıza iletmeme müsaade ederseniz sevinirim.

1- Ilgaz Bey’in ısrarının nedeni / Yahudi dininde ırkın önemli olmayışı
2- Mumsöndü iddiaları gerçek mi?

 


”Ilgaz
Zorlu, Yahudi kökenli olanların ayrı bir kategoriye konulması
gerektiğini biliyor ve bu ayrıcalığı istiyor. Bali bunun sanki
Yahudiliğe kabul edilişte sözkonusu olduğunu söylüyor, fakat benim
edindiğim intiba bu değildir. Zorlu sadece geçiş süreci farklı olsa
neden bu kadar ısrarlı olsun?” diyorsunuz.

1- Yazar Rıfat Bali,
”Yahudi dinine kabul edilişte Yahudi kökenli olmanın ayrıcalıklı bir
durum yarattığını” iddia etmiyor, sadece Ilgaz Zorlu beyin böyle
algıladığını ifade ediyor. Ilgaz bey medeni cesareti nedeniyle çok
takdir ettiğim bir insandır. Fakat bazen duygusallığının gerçekleri
görmesine mani olduğunu düşünüyorum. Yahudi kökenli olmak tek başına
”Giyur li Humra” işlemiyle Yahudiliğe kabul edilmeyi sağlamıyor. Bu
işlem geçen mesajda da ifade ettiğim gibi sadece çok özel durumlarda
uygulanıyor. Yahudiliği tartışmalı olan gruplar ya da insanlar için
uygulanıyor. Fakat Yahudi şeriatına göre Sabetaycıların Yahudilikleri
tartışmalı bile değildir. Onlar KESİNLİKLE Yahudi değildir.

Sabetaycılar
geçmişte Yahudilikten kendi rızalarıyla ayrıldıkları için eğer tekrar
Yahudi olmak istiyorlarsa ANCAK 1 sene kadar süren bir dini eğitimden
geçip dinin icaplarını yerine getirirlerse Yahudi kabul edilebilirler.
Yani bir Hıristiyan ya da Budist nasıl Yahudi olabiliyorsa, onlar da
ancak öyle Yahudi olabilirler. DİNİ EĞİTİMLE. Yahudi kültüründen
gelmeleri, Yahudi soyundan gelmeleri kendilerine ayrıcalıklı bir statü
kazandırmıyor.

Ilgaz
bey şimdiye kadar bu gerçeği ısrarla gözardı etmişti. Fakat, mahkeme
kararı lehine sonuçlandıktan sonra, Yahudi DİNİ EĞİTİMİ aldığı için,
Hahambaşılıkça da Yahudi dinine kabul edilmiştir. 4 Şubat, 2001 tarihli
Hürriyet gazetesinin konuyla ilgili bir sorusunu Ilgaz bey şu şekilde
yanıtlamıştır.
http://www.hurriyet.com.tr/hur/turk/01/02/04/turkiye/14tur.htm

Zorlu,
‘‘Bu karar kendilerini Yahudi kabul eden diğer Sabetaycıların da önünü
açacak mı?’’ sorusuna ise ‘‘Hiç zannetmiyorum. Çünkü beni zorlukla
kabul ettiler. Kabul edilmemin nedeni İsrail’de DİNİ EĞİTİM almış olmam
ve bir Yahudi gibi yaşamamdı’’ yanıtını verdi.

Demek ki
Yahudi kültüründen ve soyundan gelmesinin Yahudiliğe kabul edilmesinde
hiçbir rolü olmadığını artık o da kabul etmiştir. Sadece İsrail’de DİNİ
EĞİTİM aldığı için Yahudi dinine girebilmiştir. ”Giyur li Humra”
işleminin Sabetaycı olup da kendini Yahudi hisseden insanlara
uygulanamayacağı bir kez daha kanıtlanmış bulunmaktadır.
http://www.matbuat.com/konular/soylesiler/ilgaz1.htm (Sayfa açılmıyor) Alternatif Link

”Benim istediğim tek şey Türkiye’li Sabetaycılara da bu giyurun (Giyur
li Humra) uygulanması. Bizim İspanyol konverzolarından bir farkımız yok
ki.”
http://www.sabetians.com/bali.html (Site kapandı) Alternatif Link

RİFAT
N. BALİ’YE VERİLEN YAYIMLANMAMIŞ BİR YANIT adlı makalesinde aynı
şekilde Ilgaz Zorlu bey; ”Sabetaycılar için SEMBOLİK BİR GİYUR (Giyur
li Humra) yapılması gerektiği konusunda ben kitabımın çeşitli
yerlerinde tartışmalar getirdim” demiştir.

Ilgaz
beyin bakış açısını anlamak gerekir. Tabii ki Yahudiliğe geçiş
sürecindeki farklar konusunda duyarlı ve ısrarlıdır. Bu çok doğaldır.
Çünkü, Yahudi dini eğitimi çok zahmetli bir işlemdir. Önce İbranice
öğrenmeyi, sonra da aylar boyunca Tevrat ve dini kaideler hakkında
bilgilenmeyi gerektiren, Yahudiliğin tüm şartlarına uymayı emreden,
adayın yaşantısını dinine göre düzenlemesini zorunlu kılan bir
süreçtir. Bu süreç bir seneye kadar uzayabilir. Bu yol kendisi gibi
Yahudiliğe geçmek isteyen diğer Sabetaycı kökenli insanlar için hiç de
cazip bir yol değildir. Fazlasıyla laik – seküler bir yaşam tarzı
benimsemiş olan Sabetaycıların böylesine zor ve çetrefil bir süreçten
geçmek isteyeceklerini düşünmek hayal olur. Bu nedenden dolayı Ilgaz
bey şimdiye kadar ”Giyur li Humra” gibi sembolik bir kararla Yahudiliğe
kolay yoldan geçilebilmesinin yolunu açmaya çalışmıştı. Ancak başarılı
olamadı.

Bundan
sonra Ilgaz Bey gibi Sabetaycı kökenden gelen biri Yahudi dinine kabul
edilmek isterse, önce dini eğitim almak zorunda kalacaktır. Onlara özel
bir muamele yapılmayacaktır. Yani Yahudi soyundan gelmeleri Yahudiliğe
kabul edilmelerinde hiçbir avantaj sağlamayacaktır. Bir Budist, bir
Hıristiyan nasıl Yahudiliğe kabul ediliyorsa, bir Sabetaycı da aynı
kategoride ele alınarak aynı prosedürden geçirilecektir.

Yahudi
dininde insanların geldikleri ırk kesinlikle önemli değildir. Örnek
olarak daha önce sözünü ettiğim Falaşaları verebilirim. Bu insanlar
yüzyıllar önce Yahudiliği benimsemiş fakat ırken Etyopyalı olan
zencilerdir. İsrail’e ilk geldiklerinde Yahudilikleri tartışmalı olduğu
için ”Giyur li Humra” işleminden geçerek Yahudi dinine kabul
edilmişlerdir. Bu sembolik bir işlemdi. Yüzyıllar boyunca Yahudilik
inancına bağlı oldukları anlaşılmasına rağmen, evlenme boşanma gibi
işlemlerde Yahudi şeriatını tam uygulamadıkları saptanmıştı. Bu da, bu
evliliklerden doğan insanların ”mamzerim – gayrimeşru” olabilecekleri
şüphesini doğurduğundan hahamlar, Falaşaların toplu bir ”Giyur li
Humra” işleminden geçirilmelerini uygun bulmuşlardı. Bu merasimde kısa
bir dua okunur, ruhun temizlenmesi için bir banyoya girer çıkarsınız
ondan sonra Yahudiliğe geri kabul edilirsiniz. Bu uygulanan bir dine
dönüş merasimidir.

Gördüğünüz
gibi Halakhah’ya (Yahudi şeriatı) göre ”ırken” Yahudi olanlarla
”sonradan” Yahudiliği benimseyenler arasında hiçbir fark yoktur.
İmtiyazlı Yahudi, imtiyazsız Yahudi kavramları bulunmamaktadır. Yahudi
soyundan gelen Sabetaycılara ”Giyur li Humra” işlemi uygulanmazken
(Yahudi inancıyla KESİNLİKLE bir ilgilerinin kalmadığı kabul edildiği
için) ; aynı işlem Yahudilikleri TARTIŞMALI olan Etyopyalı zencilere
uygulanabilmektedir. Ilgaz beyin yazılarında Yahudi hahambaşılıklarına
ve de İsrail’e neden bu kadar çattığını anlamak için kahin olmaya gerek
yok. Onun bakış açısına göre Yahudiler, Sabetaycılar aleyhinde bir
çifte standart içindedirler. Halbuki aslında Yahudiler, Halakhah’ya
(Yahudi şeriatına) göre doğru bir karar verdiklerine inanmaktadırlar. 

”Sabetaycıların
Yahudi kabul edilmeyişlerinin sebebi olarak bir kitapta çarpık cinsel
ilişkileri ve “dört gönül bayramı” dedikleri gelenekleri sebep
gösteriliyor. Yani ırken saf Yahudi kabul edilmedikleri ifade ediliyor.
Ben şahsen bu konunun Yahudilerce açıkça itiraf edilmesini
beklemiyorum. Çünkü bu durum onların Yahudi kökenli olmayan Yahudiler
ve diğer din mensupları önünde güvenilirliklerini sarsar. Bu yüzden
gizliyor olabilirler” diyorsunuz.

2-
100 yıl öncesine kadar, Kuzu Bayramı denilen 21 Mart’ı 22 Mart’a
bağlayan gecede (dört gönül bayramı ?) Sabetaycı evli çiftlerin
toplanarak eş değiştirdikleri ve mum söndü yaptıkları iddiaları vardır.
Bu iddialar yaşanmış olsaydı bile yine de ”ırkları” bozulmuyordu. Çünkü
iddialara göre Sabetaycı olmayan kişilerle cinsi münasebet
kurulmuyordu.

Şayet mumsöndü iddiaları doğru idiyse
burada ırkın bozulması değil dinin bozulması olayı vardır. Yahudi
şeriatına göre gayrimeşru ilişkiden doğan çocukların soyundan gelenler
10. nesle kadar Yahudilerin dini cemaatlerinden dışlanıyorlardı. Zina
en büyük günahlardan sayıldığından, sadece zina yapanları cezalandırmak
yerine, o kişilerin soyundan gelenlere nesiller boyunca farklı muamele
yapılıyordu. Zaten Selanik’te 1915-1918 arasında Yahudiliğe geçmek
isteyen birkaç Sabetaycı, bu iddialar yüzünden oradaki
Hahambaşılıklarca iki kez reddedilmişlerdi.

”Türkiye’de
yaşayanlarla hiçbir bağı olmayan Yunan Selanik’inin dönmelerinden
birkaçı, geleneksel Yahudiliğe dönmeyi denediler. Şehrin hahamları
durumu öğrenince, bu durumun tarikatın bazı örf ve adetlerinin muhalif
olduğu olayını öne sürerek dini formaliteleri yapmayı reddettiler. Ret
etmelerinin sebebi, karıların değiştirildiği büyük mumların söndürülme
törenini ima etmeleri ve bu törenin bu birliklerden doğan çocukların
meşruiyetini müphem bırakması nedeniyle, ”gayrimeşruluk (mamzerim) asla
ebediyetteki birliğe katılamayacak, hatta onuncu nesli bile
ebediyetteki birliğe katılamayacak” diyen Tevrat ayetine (Tesniye 23:2)
ters düştüğünü öne sürmeleriydi.”
”Sabetay Sevi ve Sabetaycıların Gelenekleri”

Zvi-Geyik Yayınları / Etnik Kültürlerin Dinsel Kaynakları Serisi
Ağustos 2000 – İlk Baskı 1935 İstanbul – Sayfa: 107

Kuzu
Bayramı’nın böyle bir içeriğe sahip olduğunu gösteren ya da kanıtlayan
hiçbir belge yoktur. Bu iddialar ilk kez, 8 Ocak ve 18 Ocak 1924
tarihli Vakit gazetesinde yayınlanan Karakaşzade Mehmet Rüştü Bey’in
ifadeleriyle ortaya atılmıştır. 15 Eylül ve 15 Ekim 1925 tarihli
Resimli Dünya Mecmuası’nda yine Karakaşlar kolundan geldiği söylenen
Meziyet Hanım adlı birinin anlattıkları bu iddiayı tekrarlamaktadır. 15
Kasım 1925 tarihli Resimli Dünya Mecmusı’nda ise Kapancılar zümresine
mensup bir genç olduğu söylenen biri ”mum söndürme merasiminin”
Karakaşlar zümresinde devam eden bir adet olduğunu sandığını fakat
Kapancılar zümresinde böyle bir adetin tatbik edilmediğini
belirtmiştir.

Demek ki o tarihte böyle
bir adet halen uygulanıyor idiyse bile bu durum sadece Karakaşlar
zümresi için geçerliydi. Yakubiler daha o yıllarda çoktan asimile olup
Türkleşmişlerdi. Kapancılar ise Kuzu Bayramı’nı kutluyor fakat eş
değiştirme merasimini tatbik etmiyorlardı. Gerschom Scholem adlı
İsrailli bir profesörün yazdığı ”The Crypto Jewish Sect of the Dönmeh”
adlı uzun araştırmasında, bu adetin 1900’lü yılların başında tüm
Sabetaycılar tarafından yürürlükten kaldırıldığını ifade etmektedir.
”The Messianic Idea in Judaism nd other Essays On Jewish Spiriuality”

Gerchom Scholem – Schocken Books, New York. 1995
The Crypto-Jewish Sect of the Dönmeh (Sabbatians) in Turkey, sayfa 142-166

Ilgaz
Zorlu bey, ”Evet, Ben Selanikliyim” adlı kitabında, Kuzu Bayramı’nda eş
değiştirme şeklinde dini bir merasim yapıldığına dair iddiaların yazılı
kaynaklara dayanmadığını belirterek yaşlı bir cemaat üyesinin kendisine
anlattığı bilgileri aktarmıştır.

”Buna göre, 21
Mart gecesi her ailenin erkek olan reisleri toplanmakta, khal adını
verdikleri dini bir merkezde bir kuzuyu okumaktadırlar. Hoca veya Ogan
adı verilen dini önderlerin merasim sonrasında bu kuzudan parçalar
kestiği ve bu parçaların her aileye dağıtıldığı ifade edilmektedir.
Ancak kadınlar bu merasimde yer almamaktadır ve cinsel bir ritüel
uygulanmamaktadır. Ancak diğer cemaat üyeleri gözleriyle görmedikleri
halde, aile büyüklerinden, bu şekildeki dini bir merasimin 20. yüzyılın
başlarına kadar yapıldığını duyduklarını, ancak daha sonra Kapancılar
grubunda bu hadisenin o zamanki cemaat ileri gelenlerinden olan tüccar
Ata Efendi ile Halil Ali Efendiler tarafından kaldırıldığını
belirtmektedirler. Tabii bu konu tamamen belgelenememiştir. Mum söndü
ritüelinin tüm Sabetaycı gruplarda uygulandığına dair elde hiçbir kanıt
yoktur ve bunun gerçekliği de tartışma konusudur. Ancak bu iddialar
tarihte cemaat üyelerinin daha da içe kapanmalarına yol açmıştır. Gönül
arzu ederdi ki, Sabetaycılığı ele alan araştırmacılar salt dindel
bağnazlıkla konuya yaklaşmasalardı ve spekülasyon konusu olacak
iddiaları da gerçek gibi göstermeselerdi” demektedir.
Evet, Ben Selanikliyim / Türkiye Sabetaycılığı

Ilgaz Zorlu – Belge Yayınları
Çok Merak Edilen Bir Sabetaycı Ritüeli:
”Mum Söndü”, Sayfa 60-64.

İsrail’in
ikinci Cumhurbaşkanı (1952-1963) olan tarihçi Itzhak Ben-Zvi
(1884-1963), ”The Exiled and the Redeemed” adlı kitabında ”The
Sabbateans of Salonica” başlıklı bir bölüme yer vermektedir. Bu eserde,
Sabetaycı kökenli olup, Selanik’ten mübadeleyle gelerek İzmir’e
yerleşen ve de gerçek anlamda ihtida eden Dr. Ismail Eden adındaki
şahıstan öğrendiklerini nakletmektedir. Bu kişiye göre Sabetaycılık
hareketi artık tamamen tarihe karışmıştır. Dr. Eden, ”eş değiştirme
merasiminin” 1800’lerde Kapancıların lideri olan Derviş Efendi’nin
Kabbalah ve Zohar’ı çarpıtarak yorumlamasıyla başladığını, 1870’lere
kadar da (Sultan Abdülaziz dönemine dek) uygulandığını duyduğunu
belirtmiştir. Fakat bu tarihten sonra Kapancılar zümresinde bu adete
son verilmiştir.
Kısacası
1683-1800 ile 1870/1900 sonrası bu adet hiçbir Sabetaycı grupta
(Yakubiler, Kapancılar, Karakaşlar) ya bilinmiyordu ya da
uygulanmıyordu.

F. W. Hasluck;
Kızılbaşların, namaz, oruç, kadınların örtünmesi ve sünnet vs. gibi
hususlarda Sünnilerden ayrıldıklarını; bunlara, domuz yemek, bir yerde
toplanıp mum söndürüp kadın değiştirmek gibi ahlak dışı isnadların
yapıldığını; bunun yersiz ve bir önyargının mahsulü olduğunu belirtiyor
ve bu tür isnadların, Araplar tarafından Zerdüştler; Türkler tarafından
Selanik Yahudileri
(DÖNMELER); Benjamin
Tudela tarafından Dürziler hakkında söylenildiğini de ilave ediyor.
Frederick William Hasluck, Christianity and Islam Under the Sultans, I/153.

Oxford, Clarendon Press, 1929

Hatırlatmak
istediğim bir husus daha var. Bu tür iddialar Boşnakların ataları olan
Bogomiller (Hıristiyanların sapkın bir mezhebi) aleyhinde de o zamanki
Hıristiyan çoğunluk tarafından öne sürülmüştü. Tarih boyunca çoğunluğu
oluşturanlar azınlıklara karşı hep bu tarz ithamlar yöneltmişlerdir.
Sabetaycıların bir dezavantajı daha vardı. O da gizlilikleriydi. Gizli
bir grubun üyesi çıkıp da ”bu sizin söyledikleriniz doğru değil”
diyemezdi. Çünkü o zaman kendisini o grubun üyesi olarak tanıtmış
olurdu. Bu durum da başını derde sokardı. Bu yüzden azınlıklara karşı,
üstelik kapalı cemaatlere karşı bu tür iftiralar daha kolay
yakıştırılmaktadır. İddialar karşısındaki sessizlikleri de iddiaların
doğru olduğunun kanıtı olarak görülmek istenmektedir. Malum, “sükut
ikrardan gelir” düşüncesi. Bektaşiler de uzun zaman boyunca gizli
kalmayı tercih ettiklerinden onlar da bu tür suçlamara maruz
kalmışlardı.

Gördüğünüz
gibi, Yahudiler değil üzerini örtmek, bizzat kendileri Sabetaycılar
hakkındaki bu iddiaları gündeme getirmektedirler. Böyle bir merasim
100-130 yıl öncesine kadar uygulanmış olsaydı bile, ki bunun gerçekliği
bile tartışmalı, bizlerin bugünün Sabetaycı kökenlilerini 5 nesil
öncesinde son bulmuş bir adet yüzünden suçlamamızın doğru olmayacağı
kanaatindeyim. Saygılarımla,

Pavlus  
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

Irken Yahudi Olmakla Dinen Yahudi Olmak Arasında Fark Yok

Sayın Ali Rıza Saklı Bey,
Mesajınız
için çok teşekkür ederim. İşte sadece fikirlerimizle, birbirimizi
kırmadan da diyalog halinde olabileceğimizi ispatladık. Bundan dolayı
çok sevindim.

Size bahsettiğiniz konuda bildiklerimi ve fikirlerimi ileteyim. Fakat önce Ilgaz Zorlu beyle yapılan
bir röportajdan alıntı yapmama izin verin.
http://www.matbuat.com/konular/soylesiler/ilgaz1.htm (Sayfa açılmıyor) Alternatif Link

”Endülüs’te
bundan 500 sene evvel Türkiye’ye gelmemiş, orada kalmış,
Hıristiyanlaşmış fakat Yahudi geleneklerini sürdürmüş insanlar var.
Bunlara Hıristiyan dönmeleri, yani konverzo denir. Sabetay Sevi ile de
bir ilgileri yoktur. Ancak onlar İsrail’de Yahudi kabul edilirler.

Yahudiliğe dönecekleri zaman Giyur li Humra denilen bir işleme tâbi
tutulurlar. Siz sinanoga gidersiniz orada basit bir dua okunur, ruhun
temizlenmesi için bir banyoya girer çıkarsınız ondan sonra Yahudiliğe
geri kabul edilirsiniz. Bu uygulanan bir dine dönüş merasimidir. Benim
istediğim tek şey Türkiye’li Sabetaycılara da bu giyurun uygulanması.
Bizim İspanyol konverzolarından bir farkımız yok ki.

Sabetaycıların
İspanyol konverzolarından çok farkı var. 1391-1492 yılları arasında
Katolik İspanya’sında zorla Hıristiyanlaştırılan yüzbinlerce Yahudi
vardı. Ölüm tehdidiyle dinlerini değiştirmek zorunda kalmışlardı. Ama
içlerinden pek azı – birkaç bin – bugüne kadar geleneklerini devam
ettirip, inançlarını korumuşlardır. Orada zorlama var. Burada ise
Sabetaycılar gönüllü bir şekilde Yahudiliği terkedip 1683 yılında
”Müslüman” olmuşlar, Sabetay Sevi gibi birini Mesih kabul etmişler,
Yahudiliğe uymayan ritüeller geliştirmişler, mistisizmle harmanlanmış,
gnostik özelliklere sahip yepyeni bir din vücuda getirmişlerdir. Belki
de İslamiyete geçmelerinin teolojik bazı nedenleri vardı. Ama bu durum
sonucu değiştirmez. Ataları zorla Yahudilikten çıkmış olanların torunu
ile ataları gönüllü bir şekilde Yahudiliği terketmiş olan iki grubun
arasında dönmelik dışında hiçbir benzerlik yoktur.

Dolayısıyla
onlara uygulandığı söylenen Giyur li Humra işleminin Sabetaycılara da
uygulanmasını talep etmek mantıksızlıktır. Ilgaz beyin hatası burada
olmuştur. Ilgaz Bey, ayrıcalıklı bir işleme tabi tutulup, daha kısa
yoldan Yahudi dinine geçmek istemişti. Yani Yahudi soyundan gelmesinin
kendisine bir avantaj sağlayacağını umuyordu. Giyur li Humra işlemini
kendisine bir hak olarak görüyordu. Ama bu işlem sadece zorlanarak
Yahudiliği terkeden ve de inançlarını koruyarak Yahudi dinine tekrar
dönmek isteyen kişiler için yapılıyor. Fark burada.

Yoksa
Halakhah’ya (Yahudi şeriatı) göre ”ırken” Yahudi olanlarla ”sonradan”
Yahudiliği benimseyenler arasında hiçbir fark yoktur. Bir eğitimin
sonucunda bir sınavdan geçersiniz, dinin icaplarını yerine getirirsiniz
ve Yahudi olursunuz. Yahudiliğe ihtida eden ‘giyyur’ kimse Halakhah’ya
göre tamamen Yahudi sayılır. İmtiyazlı Yahudi, imtiyazsız Yahudi
kavramları yoktur. Sadece Yahudi kavramı vardır.

Sonuçta,
Ilgaz bey, İsrail’de Yahudi dini eğitimi gördüğü için, mahkeme
kararından sonra, Hahambaşılıkça da Yahudi dinine kabul edilmiştir.
Size Türkiye Yahudilerinin tek gazetesi olan Şalom Gazetesi’nin
makalesini gönderiyorum.
http://www.salom.com.tr/07022001/toplum.htm#2

Sabetaycılıktan Museviliğe
”1998 yılında yayınlanan “Evet Ben Selanikliyim – Türkiye Sabetaycılığı” adlı kitabıyla kamuoyunun gündemine gelen
Ilgaz Zorlu, nüfus kağıdının din hanesine Musevi yazılması için açtığı davayı kazandı.

Yıllardır
Yahudi olmak için mücadele veren zorlu İstanbul 9. Asliye Hukuk
Mahkemesi’nin kararı sonrasında Türkiye Hahambaşılığı tarafından
Yahudiliğe kabul edildi. İsrail’de Yahudi dini eğitimi gören Ilgaz
Zorlu, Türkiye’de Yahudiliği seçen ilk Sabetaycı oldu.”
Bir
de şunu ilave edeyim. Yahudilerde ”seçilmiş ırk” kavramı kesinlikle
yoktur. Bir seçilmişlik duygusu vardır. Ama bu her üç tektanrılı din
için de geçerlidir. Yahudiler kendilerini ”seçilmiş halk” olarak
görürler.
http://www.turkishguides.org/TR/GuidesOnly/BakiAdam.asp (Sayfa açılmıyor) Alternatif Link

”Seçilmişlik fikri, Yahudileri tarih boyunca daima diğer milletlerden
farklı kılmıştır. Yahudiler, her türlü baskı ve zorlama karşısında
millî ve dinî kimliklerini bu fikir sayesinde koruyabilmişler ve
ideallerini canlı tutmuşlardır. Bu sayede onlar, yaklaşık iki bin
yıllık sürgün hayatından sonra, 1948’de kutsal topraklarda bağımsız bir
Yahudi devleti kurmayı başarmışlardır.

Dindar
Yahudiler, seçilmişliği bir imtiyaz değil, külfet olarak görürler.
Çünkü, tarlanın nasıl ekilip biçileceğinden, elbisenin rengine ve
biçimine kadar hayatın her alanını kurallara bağlayan bir dini yaşamak
ve yaşatmak zorunda olduklarını düşünürler.

Yahudilerin
bu seçilmişliği, Kur’an-ı Kerim’de Bakara Suresi 47. âyette de söz
konusu edilmektedir. Allah Yahudilere, bir zamanlar kendilerini
seçtiğini, diğer milletlere üstün kıldığını ve onlara çeşitli nimetler
verdiğini hatırlatmaktadır.”

Yahudiler, Conservative, Orthodox,
Reform, Reconstructionist vs. gibi, birbirinden çok farklı inançlara
sahip, her biri Tevrat’ı bambaşka yorumlayan değişik mezheplere
bölünmüştür. Zaten Yahudilerin büyük çoğunluğu için dinin bir önemi de
kalmamıştır. Amerika’da, Batı Avrupa’da, Rusya’da, İsrail’de yaşayan
Yahudilerin büyük çoğunluğu laik, seküler bir görüşe sahiptir. Yani
Tevrat’ta ne yazdığı umurlarında değildir. Bu yüzdendir ki her toplumın
içerisinde hızla, gönüllü bir şekilde asimile olmaktadırlar.
Amerika’daki Yahudilerin %55’i Hıristiyanlarla evlenmektedir. Çocukları
da dinsiz yetişmektedir.

Yani
3,300 yıl önce yazılmış Tevrat, onları hiç ilgilendirmemektedir. Bugün
İsrail’de yaşayan fanatik Ortodoks Yahudiler, İsrail’in kendi
meşruiyetini sorgulayıp, Siyonizmi lanetlemektedirler. Çünkü, onlara
göre Mesih gelmeden İsrail kurulmamalıydı. Laik Yahudiler dindar
Yahudilere nefretle bakmaktadır. Sefarad Yahudileri ile Aşkenaz
Yahudilerinin her biri kendisini diğerinden üstün görmekte, aralarında
sürekli anlaşmazlık çıkmaktadır. Zenci Yahudiler, diğer Yahudilerin
kendilerine kötü muamele ettiğine inanmaktadırlar. Yani yekpare bir
Yahudilik yoktur.

Sizin
linkte yolladığınız ayetleri okudum. Tekrar söylüyorum. Cımbızla seçip,
metnin bütünlüğünden koparttığınızda ayetleri dilediğiniz gibi
yorumlamanız mümkündür. Harun Yahya da hep bunu yapmaktadır. Devamlı
bir evham, korku, paranoya refleksi içinde sadece görmek istediği
ayetleri görüp, onlardan sonuçlara varıyor. Sürekli komplo teorileri
üretip, Yahudi düşmanlığı yapıyor. Bunun tek nedeni Yahudilerin dünya
çapında iyi mevkilere gelmelerinin kendisinde yarattığı eziklik ve
kıskançlık duygusu olmalı diye düşünüyorum.

Yahudilerin,
sayılarının çok üzerinde bir etkiye sahip olmalarının yalnızca tek bir
nedeni vardır. O da eğitime verdikleri olağanüstü önem. Neredeyse tüm
Yahudiler birkaç dili rahatlıkla konuşabilen, kozmopolit, üniversite
mezunu, kültürlü, eğitimli, meslek sahibi insanlardır. Bu durum da
doğal olarak onların toplum içinde çabucak sivrilmelerine ve devamlı
gözönünde bulunmalarına yol açmaktadır.

Baruch
Spinoza, Ludwig Wittgenstein gibi filozoflar, Sigmund Freud,
psikanalistliğin kurucusu, Albert Einstein, İzafiyet Teorisinin mucidi,
Franz Kafka, Marcel Proust gibi yazarlar, Henry Kissinger ve Madeleine
Albright gibi Amerikan Dışişleri Bakanları, George Lucas ve Steven
Spielberg gibi film yönetmenleri, George Gershwin ve Mendelsohn gibi
müzisyenler hep Yahudi kökenlidirler. Sonuçta Yahudiler insanlığa büyük
katkılarda bulunmuş bir topluluktur. Hz. İsa da, Hz. Musa da Yahudi
değiller miydi? Saygılarımla,

Pavlus   ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~


Ben Mason da Değilim

Sayın Laz Uşa,

 Site içinde kelime ara

PicoSearch

 

Sizi
tanımıyorum ama yazınızdan mert bir kişi olduğunuz izlenimini edindim.
Yine de bazı şeyleri açıklamak gereği duyuyorum. Siz de Ali Rıza bey
gibi benimle ilgili rastgele iddialarda bulunuyorsunuz. Eleştirdiğiniz
kişiyle aynı yanlışa düşüyorsunuz. Eğer mason olup olmadığımı merak
ediyorsanız doğrudan bana sormalıydınız. Daha önce de belirttiğim gibi
mason olmak suç değildir. Masonluk yasal bir topluluktur. Türkiye’de
faaliyet gösteren her cemiyet gibi, Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük
Locası’nın da üye listeleri ve çalışmaları T.C. İçişleri Bakanlığı’nın
denetimi altındadır.1 Fakat ben mason değilim. Olsaydım söylemekten
çekinmezdim. Masonluk hakkındaki bilgilerim, okuduğum bir iki kitaptan
öğrendiklerimle sınırlıdır.

Bu
arada adımı açıklamak zorunda değilim. Etnik kökenim illa da
birilerinin ilgisini çekiyorsa açıklayayım. Babam, Batı Trakya göçmeni
Müslüman bir Türk, annem ise İrlandalı kökenli Protestan bir
Amerikalıdır. Pavlus adlı nickim ise Paul olan ikinci ismimin
Türkçeleştirilmiş halidir. Esas adım da Burak’tır. Daha fazla ayrıntı
vermeye lüzum görmüyorum. Ben bir Türk’üm. Türklüğümü de hiçkimseye
tartıştırmam.

Atatürk’e
Ulu Önder dediğimde, buradaki ulu sıfatını, erdemleri bakımından büyük
olan, saygı duyulacak kişi manasında kullanıyorum. Yoksa Atatürk’e
ilahi bir sıfat yakıştırıyor değilim. Türklerde bilirsiniz ki Ulu Hakan
diye bir terim vardır. Buradaki Ulu kelimesi nasıl kullanılıyorsa ben
de öyle kullanıyorum.

Gelelim,
Atatürk’ün babası Ali Rıza Efendi’nin Arnavut asıllı oluşuna. Ben de
çeşitli kaynaklardan Ali Rıza Efendi’nin ailesinin Arnavutların yoğun
olarak yaşadıkları Makedonya’nın batısındaki bir bölgeden Selanik’e göç
etmiş kişiler olduklarını okudum. Bu bilgi, eğer doğruysa, Atatürk’ün
Sabetayci kökenden gelmesinin kuvvetle muhtemel olduğu yönündeki
argümanımı çürütmemektedir.

Çünkü, Sabetayciların tümü Selanik’te
ikamet etmiyordu. Doğru, bu şehir, Sabetayciların en yoğun olarak
yaşadıkları şehirdi ama Balkanlarda, Arnavutluk’ta, Makedonya’da,
Üsküp’te, Berat’ta, Ülgün’de, Sofya’da, İzmir’de, Edirne’de,
İstanbul’da, Bergama civarında da Sabetaycilar vardı. Ama biraz
merkezden uzak kaldıklarından, Selanik’teki gibi güçlü bir topluluk
değildiler. Sayıca da daha azlardı. Bugün Berat ve Ülgün’de araştırma
yapan tarihçiler, bu şehirlerde Arnavutlaşmış Sabetayci asıllı
insanların yaşadıkları köyler bulmuşlardır. Ancak bu kişiler asimile
olmuş ve Sabetaycılığı unutarak, Bektaşi mezhebine girmişlerdir. Hatta
1965 yılına kadar, Sabetay Sevi’nin Arnavutluk’ta olduğu sanılan
mezarına bazı Bektaşilerin topluca ziyaret ettikleri ortaya
çıkarılmıştır.2

Dolayısıyla,
Itamar Ben Avi adındaki, Filistinli Yahudi gazetecinin anılarında yer
alan ve Atatürk’ün “ben Sabetay Sevi’nin soyundan geliyorum” şeklindeki
açıklamasını yalanlayan bir kanıt değildir ifade ettiğiniz husus.
Atatürk’ün babasının ailesi, bulundukları küçük yerleşim biriminden
taşınarak, dindaşlarının yoğun oldukları ve daha iyi geçinme şartları
vaat eden Selanik şehrine yerleşen kişiler olabilirdi.

“Zübeyde
hanım Yahudi olsaydı oğlunu İslami bir okuldan alıp modern eğitim veren
Sabetaycı bir okula göndermek isteyen kocasına karşı çıkar mıydı?”
diyorsunuz.
Nihayet
karşıma mantıklı argümanlarla çıkan birisini buldum. Hakikaten çok
sevindim. Birilerinin bu tarz sorular yöneltmelerini bekliyordum uzun
zamandır.
Faruk Bey’e ilettiğim mesajımda da belirttiğim gibi “Atatürk en azından
babası tarafından Sabetayci kökenlidir.” 3

İlk mesajımda gönderdiğim İngilizce makalede de zaten Atatürk’ün yalnızca babası tarafından gizli-Yahudi
/ Sabetayci kökenli olduğu iddia edilmektedir. Annesi Zübeyde Hanım’dan bahsedilmemektedir. 4
Dediğiniz
gibi Yahudilikte kan anne tarafından taşınır. Eğer Zübeyde Hanım da
Sabetayci değil idiyse, Atatürk’ün, Sabetaycilar tarafından Yahudi
kabul edilmesi imkansızdı. Bildiğiniz gibi Sabetayci olmayanlarla
evlenen gençler cemaatten ihraç edilirdi. Bu rastlanmayan bir durum
değildi.

Osmanli
Bakanlar Kurulu, 29 Aralik 1891’de Selanik’teki Sabetayci (Avdeti) bir
kızın babasının muvafakatı olmadan da Müslüman bir gençle evlenmesi
geçerli sayıyordu. 7
Bakınız:
(Tarih ve Düsünçe dergisinin Temmuz 2000 sayısı)

Kimbilir arşivlerde daha bu tür ne kadar belge gizlidir.

Karışık
evlilikler asimilasyonun doğal bir sonucu olarak artış gösteriyordu.
İzmir’in Yunan işgalinden hemen sonra, İstanbul’da Sultanahmet
Mitinginde ateşli bir konuşma yapan, Türk Ocaklarında faal çalışmalarda
bulunan, Milli Mücadele yıllarında kendisine onbaşı ünvanı verilen,
kadın hakları savunucusu ve roman yazarı Halide Edip Adıvar’ın (1883 –
1964) babası da Sabetaycıydi. 5 Babası, II. Abdülhamit devrinde Reji
Naziri olan Mehmed Edip Bey idi. Sabetayciların Yakubi kolundan
geliyordu.

Sabiha
Sertel adlı ilk kadın gazetecilerimizden biri olan şahıs da Sabetayci
kökenli olmasına rağmen cemaatinin dışından bir evlilik yapmıştı.6
Maliye Nazırı Cavit Bey’in de eşi kendi cemaatinden değildi. Yani
asimilasyon daha o yıllarda bütün hızıyla sürüyordu.

Kısacası 1800’lerin sonları
ile 1900’lerin başları , artık cemaat içi evlilik anlayışının yıkıldığı
bir zaman dilimine denk geliyordu. Bu durumda, Atatürk’ün yalnızca
babası tarafından Sabetayci kökenli olması ihtimal dahilindedir.

Kimsenin
Sabetayci olduğuna dair GERÇEK bir belge yoktur. Nasıl olabilir ki? Bu
insanlar 1683 yılında Yahudiyken İslama geçmişlerdir. Yüzyıllar boyunca
kendi aralarında evlenmişler, kültürlerini, gelenek ve göreneklerini
bir nesilden diğer nesle aktarıp durmuşlardır. Hatta, “Evet, Ben
Selanikliyim” adlı kitaba göre de 1870’li yıllara değin evlerinde
Ladino denilen Yahudi İspanyolcasını, dışarıda ise Türkçe
konuşmuşlardır. Daha sonra da bütünüyle Türkçe kullanır hale
gelmişlerdir.

Sabetaycilar
tarihte kendileri hakkında sır vermeyen, ellerindeki kaynaklar ve
belgeler neredeyse kimselere ulaşamamış gizli, içine kapanık bir cemaat
olarak yaşamıştır. Selanik’te ikamet eden ve Müslüman kabul edilen
cemaatin yarısından fazlası Sabetayci kökenliydi.

Selanik’teki
nüfus kayıtları insanları, Sabetayci, Yörük, Arnavut, Pomak, Çerkez,
Boşnak, Çingene diye ayırmıyordu, hepsini “Müslüman” olarak kayda
geçiriyordu. O yıllarda, dini cemaatlere aidiyet , etnik kimliklerden
daha önde geliyordu. Bu durumda, İsmail Cem’in Sabetayci kökenli
olduğunun belgesi nerededir? Belgesi yoktur.

Sadece söylentilerden,
rivayetlerden, etrafta dolaşan laflardan onun Sabetayci kökenli
olduğunu duyup doğrudur diye varsayıyoruz. Eğer kuzini Nükhet İpekçi
hanım televizyona çıkıp, bu bilgiyi onaylamasaydı, nereden, nasıl
öğrenebilecektik?

Sabetaycilar
çok esrarlı bir topluluktur. Zaten ilgi çekmelerinin nedeni de bu.
Ancak onların zaviyesinden bakıldığında bu gizliliğe hak vermemek
mümkün değildir. Baksanıza, forumdaki bir kişi, eğer Atatürk’ün
Sabetayci kökenli olduğu ortaya çıkartılırsa, evinde asılı duran
resmini çöpe atacağını söyleyebiliyor. Bir grup insanı günah keçisi
yapar, düşman ilan eder, kin ve husumet beslersek tabii ki, o kişilerin
de kendilerini savunmak ve geleceklerini sağlam altına almak amacıyla
bu kökenden geldiklerini inkar etme yoluna gideceklerini anlayabiliriz.

Bu
arada, bir konuya açıklık getirmek gerekiyor. Bu yüzyılın başından
itibaren gittikçe artan bir hızla, Sabetaycilar Türk kimliği içinde
asimile olmaktadırlar. Bu süreç, daha önce ifade ettiğim tanıklıkları
nazarı itibare alırsak artık tamamlanmak üzeredir.8

http://philtar.ucsm.ac.uk/encyclopedia/judaism/shabb.html‘de
yer alan bilgiye göre kala kala Sabetaycilik dinine mensup 3,000 kişi
kalmıştır. Diğer Sabetayci kökenli kişiler ki – sayılarının 40,000’i
geçmediği tahmin edilmektedir – kendilerini Müslüman olarak
tanımlamaktadırlar ve %70 civarında karışık evlilikler yaparak tarih
sahnesinden çekilmektedirler. Çoğu ise seküler bir hayat tarzı içinde
yaşamaktadır. Bu kadar küçük bir topluluğu gözümüzde büyütmemiz, her
yanlışın ve problemin ardında onları suçlayışımız akıl dışı bir
realite.

Atatürk’ün
masonluğu konusuna da değineyim. Atatürk’ün Fransız Obediyansına bağlı
Veritas(Fazilet)locasına girdiği bilgisi pek çok kaynakta yer
almaktadır. Daha önce de söylediğim gibi seneler evvel Ceviz Kabuğu
programına katılan bir mason, locanın adını vermeden, Atatürk’ün
Selanik’teki bir locaya girdiğini ve kısa bir zaman sonra da
ayrıldığını belirtmişti. Sizin duyduğunuz söylentiyle bu bilgi
paralellik arzetmektedir. Belki de Atatürk mason olmuş, fakat mason
kalmamıştır. Bu pekala mümkündür. Fakat, Ali Rıza Bey gibi, daha baştan
Atatürk mason değildir, olamaz da, bu bir hakarettir türü yaklaşımlar
doğru değildir. Nasıl kendi görüşlerinden bu kadar emin olabiliyor
anlamıyorum. Daha arşivlere bakmadan bir karara varmak mümkün değildir.
Bu arşivler de Fransa’da bulunmaktadır. Hepsi de tasnif edilmemiştir ve
bazı bilgiler de gizli tutulmaktadır. O halde kaynakları gözden
geçirmeden, Atatürk’ün ne mason olduğuna ne de olmadığına dair sağlıklı
bir karar vermek şimdilik imkansızdır. Saygılarımla, Pavlus


Notlar: 1) http://www.mason.org.tr/anahat.html
2)
http://www.amyisrael.co.il/europe/albania/
3)
http://www.f16.parsimony.net/forum27628/messages/1585.htm
4)
http://www.f16.parsimony.net/forum27628/messages/1517.htm
5)
http://www.sabetians.com/sonuc.html
6) Yıldız Sertel, ‘Annem’ adli kitabı (YKY)
7)
http://www.f9.parsimony.net/forum12963/messages/14545.htm
8)
http://philtar.ucsm.ac.uk/encyclopedia/judaism/shabb.html

3 Responses to “Irken Yahudi Olmak ve Mumsöndü (?) Merasimi”

  1. Ceyhun Kazel Says:

    Atatürk’ün soyu yörük Türkmenlere dayanır. Enbasit araştırmayla bile öğrenebileceğiniz birşeyi niye böyle çarptırıyor sunuz? Art niyetli değilseniz lütfen silin bu yazıyı hem de kendinizi gülünç duruma düşürmeyin. Bu tür iftaraların bir merkezden pompalandığı belli ne kadar Türk büyüğü varsa iftira atılıyor.

    Atatürk Türk’tür ve aynı zamanda Türkçü’dür (ırkçılık manasında değil, milliyetçilik açısından) . İşte Atatürk’ün askeri öğrenciyken yazdığı şiirlerden biri:

    Hakikat Nerede ?
    Gafil, hangi üç asır, hangi on asır
    Tuna ezelden Türk diyarıdır.
    Bilinen tarihler söylememiş bunu
    Kalkıyor örtüler, örtülen doğacak,
    Dinleyin sesini doğan tarihin,
    Aydınlıkta karaltı, karatıda şafak
    Yalan tarihi gömüp, doğru tarihe gidin.

    Asya’nın ortasında Oğuz oğulları,
    Avrupa’nın Alplerinde Oğuz torunları
    Doğudan çıkan biz
    Nerde olsa, ne olsa kendimizi biliriz
    Türk sadece bir milletin adı değil,
    Türk bütün adamların birliğidir.
    Ey birbirine diş bileyen yığınlar,
    Ey yığın yığın insan gafletleri
    Yırtılsın gözlerdeki gafletten perde,
    Hakikat nerede?


  2. PrivateCams

    Erotik Live-Sex

    Amateur Privat Girls


  3. ponting is now in great form…he has recently missd a couple of centuries but nevatheless he still has da 20 mnth advantage with him and theirs a diff Click https://twitter.com/moooker1


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: