SABATAYCILIK ÜZERİNE BAZI MÜTEALÂLAR

Haziran 20, 2006

Sayın Pavlus Bey,
Sizin
burada yazdıklarınızı çok daha mantıklı ve gerceklere yakın buluyorum.
Ali Rıza Beyin de doğru bazı tesbitleri var ise de argümanları maalesef
sathî. Atatürk’ün devletin adını başka türlü koymamış olması, onun illâ
ki saf Türk ırkından geldiğini isbata kâfi değildir. Tıpkı, oğul
Gandi’nin İtalyan asıllı eşi başbakan olsaydı Hindistan’ın devlet
ismini değiştirmesinin beklenemeyeceği gibi. Veya İran’da asırlarca
Türk Kaçar hanedanı hüküm sürdüğü halde devlete herhangibir Türk adı
vermediler. Lâtin Amerika’da Japon asıllı birisi devlet başkanı
olabildi. Munis Tekinalp Yahudi ırkındandı ama Türkçüydü. Agop Dilaçar
Ermeni soyundan geliyordu, Türk Dil Kurumuna başkanlık yaptı. Eski doğu
Alman SPD reisi İbrahim Böhme ismine rağmen katıksız Almandır. Bunun
yanısıra; insanlar aynı ırktan, aynı dinden, aynı görüşten, aynı
cemaatten, aynı gruptan olunca birbirleriyle ihtilâfa düşmezler,
canlarına kastetmezler diye bir kaide yok. Bunu mason localarının
kapatılması ve Cavid Bey vakası için söylüyorum. Hepsinden öte bir
husus var: İnsanların ne olduklarından ziyade ne yaptıkları önemlidir.
Ancak yapılanlar değerlendirilirken o şahsın kimliği ve kişiliği de
asla yok farzedilemez. Gerçekler olduğu gibi meydana çıkarılmalı,
kimsenin hiçbirşeyi istismar etmesine fırsat verilmemelidir. Bunlar çok
uzak olmayan bir gelecekte mutlaka ortaya çıkacak amma hakikatleri
gizleyenlerin adı-sanı, şerefi, fikriyatı tarümar olacaktır. Son
birşey; Türk sayılmak için Türkçeyi güzel konuşup doğru yazmak da
gerekir. Pavlus Bey bu noktaya dikkat etmiş. Burada fikirlerini beyan
eden herkese selâm ve hürmetler.

Faruk   =============================================================================

Sayin Faruk Bey,
Selam.
Yolladığınız mesaj için çok teşekkür ederim efendim. “Türkçeyi güzel
konuşup doğru yazdığım” şeklindeki iltifatınız ve üslubunuzdaki nezaket
için de ayrıca çok teşekkür ettiğimi belirtmeme izin verin.

Sizin
de tespit ettiğiniz gibi, maalesef, Sayın Ali Rıza Beyin argümanları
sathi, yapay bir çizginin dışına çıkamamaktadır. Herkesin fikirlerinin
aynı olması elbette beklenmemelidir, ama en azından bir tartışma
yapıldığında, bazı somut gerçeklerin de üstünün örtülmemesi, görmezden
gelinmemesi gerekir. Sizin gibi düşünmeyen insanların söyledikleriyle
fikri olarak mücadele etmektense, o kişinin kendisine yönelik suçlayıcı
iftiralara başvurma yoluna gidilmemesi icap eder. Objektif olmak budur.
Umarım ki zaman içinde, üzerinde tartışmaya çalıştığımız bu konu daha
rasyonel bir şekilde ele alınabilecektir.

Mesajınızda
ifade ettiğiniz üzere, hakikaten de bir millete bağlılık, o milletin
“ırki” çoğunluğundan gelme koşuluna bağlı değildir. Sizin örneklerinize
ilaveten, 1506 yılında Saraybosna yakınlarındaki Sokoloviç kasabasında
doğan Sokollu Mehmet Paşa’yı da gösterebiliriz. Boşnak kökenli Müslüman
olan Paşa, Osmanlı İmparatorluğu’nda, Kaptanı Derya ve Rumeli Valisi
olmuş, Tameşvar kalesinin fethi ile gösterdiği başarıyla da 1564’te
sadrazamlığa yükseltilmiştir. Daha o yıllarda Süveyş kanalını açmayı
düşünmüş, Don ve Volga ırmakları arasında bir kanal açma fikrini
savunmuştur. Osmanlı’da devlet teşkilatında önemli düzenlemeler
yapmıştır. Bu kişi ırken Türk değildir. Irken Slav’dır. Ama onun
Slavlığı ve Boşnaklığı, Osmanlı’ya ve Müslümanlığa büyük hizmetlerde
bulunmasına engel olmamıştır.

Pek
çok kökenden gelen insanın beraber yaşadığı Osmanlı İmparatorluğu’nun
mirasçısı durumundaki Türkiye Cumhuriyeti de, bu kültürel zenginlikten
nasibini almıştır. Bu utanılacak değil, tam aksine övünülecek bir
şeydir. Atatürk de “Ne Mutlu Türk’üm Diyene” diyerek bu çeşitli
kökenden gelen insanların kendilerini Türk olarak kabul ettikleri
takdirde Türklüklerinden şüphe duyulamayacağını kabul etmiştir. Yani
Türk olmak bir ırka ait olmaya bağlı değil, onu kabul etmeye bağlıdır.

Bu
kavram, ifade edildiği 1923’lerin dünyası için bile fazlasıyla ileri
görüşlüdür. Düşünsenize, 1933-1945 arasında iktidarda bulunan Nazilerin
ideolojisine göre Alman kabul edilmek için Aryan soyundan gelmeniz
şarttı. Gelmiyorsanız o zaman hayatta kalmanızın da bir anlamı yoktu,
sadece yok edilmesi gereken ikinci sınıf insan, Aryan soyunun düşmanı
bir virüs ve bir parazittiniz. Hayvanlar kadar bile bir değeriniz
olamazdı, kurtulunması gereken yabancı unsurlardınız. 6 milyon
Yahudi’yi, 500,000 Çingeneyi sırf Aryan olmadıkları için gaz odalarına,
ölüm kamplarına yollamaktan çekinmemişlerdi.
Türkiye’nin
utanacağı böylesine kara bir tarihi geçmişi yoktur, çok şükür. Neden
yoktur? Çünkü Türk milleti hoşgörülüdür. Bunun da en önemli
nedenlerinden biri Müslümanlığın hoşgörüye açık bir din olmasıdır.
Diğer dinlerin de özünde bir hoşgörüsüzlük yoktur elbette ama zaman
içinde farklı insanlar dinleri kendi ihtiraslarına alet etmek suretiyle
insanlığa zarar verebilmişlerdir. Haçlı seferlerini buna örnek
gösterebiliriz. Halbuki Türk milletinin bağrından Mevlana, Yunus Emre
gibi insanlığa dost, başkalarına karşı hoşgörülü olmayı savunan sayısız
insan yetişmiştir. Bu tarih övünülecek bir tarihtir.

Fakat bugün bu
tarihimize sahip çıkmayan, insanları ırklarına göre değerlendiren,
ortaçağ karanlığından kalma bir anlayış, çok küçük bir azınlıkta
olmakla beraber, vardır. Bu son derece tehlikeli bir gelişmedir.
Hepimizin el birliğiyle bu ideolojinin ülkemizde yeşermesine engel
olmamız gerekmektedir. Milliyetçi olmak ayrı bir şeydir, ırkçı olmak
ayrı bir şeydir. Bunun ayrımına dikkat etmeliyiz. Saygılarımla,

Pavlus ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
 
Sayın A.R.S,
Ne
yazık ki bilmeden ve konuyu araştırmadan, sanki Yahudiler ve
Sabetaycılar hakkındaki bilgilere bütünüyle vakıfmışşınız gibi tuhaf
iddialarda bulunuyorsunuz. Neresinden başlayayım.

Ben
Hıristiyanların Kutsal Kitap dedikleri Tevrat, Zebur ve İncil’den
oluşan üç kitabı da okumuş, incelemiş bir insanım. Allah aşkına
Tevrat’ın neresinde, hangi ayetinde “Yahudi ırkının dünyayı yönetmek
için, diğer ırkların ise yönetilmek için yaratıldığına” dair bir
inançtan söz ediliyor ? Beni aydınlatırmısınız lütfen. Böyle bir ayet
yok. Siz de Tevrat’ı okursanız böyle ne bir ayet ne de bir inancın
olmadığını keşfedebilirsiniz. Ama niye zamanınızı boşa harcayasınız ki
? Antisemit binlerce kitap, ırkçı bir perspektifle uydurulmuş,
saptırılmış yüzlerce eser elinizin altında dururken siz sadece
bunlardan beslenir ve atılan iftiraları birer dogma olarak kabul
ederseniz herşeye inanırsınız. Biraz olayın derinine inip, şüpheci bir
yaklaşımla iftiralara konu olan Tevrat ayetlerini okuyacak ve anlamaya
çalışacak cesareti bulun. Sonra karar verin.

Kaldı ki 14 milyonu geçmeyen dünya
Yahudi nüfusu nasıl 6,000,000,000 insanı yönetebilir ya da bu yönde bir
çabaya girişebilir ? Ayrıca bir konuya daha açıklık getirmek gerekiyor.
Yahudiler bir ırk değildir. Sarışın mavi gözlü bir Yahudi
bulunabileceği gibi siyah derili bir Yahudi de bulunabilir. Sanılanın
aksine Yahudilik sadece anneden geçmez. Yahudi kökenli olmadan da
Musevilerin dinini benimseyen kişiler Yahudi olabilir.

Örneğin
Hazar Türkleri 10. yüzyılda bu şekilde Yahudi olabilmişlerdir. Bugün
İsrail’de Falaşa adı verilen yüzyıllar önce Museviliği kabul etmiş
Etyopyalı zencilerden oluşan bir cemaat vardır. Bu yüzden Yahudilik
dışa kapalı bir din değil, Hıristiyanlık ve Müslümanlık gibi dini
hükümlerini kabul eden herkese açık bir dindir.

Tarih boyunca pek çok zulme ve katliama uğramış ve 2000 yıldır kendilerini koruyacak bir devletten yoksun olan
Yahudilerin dinine geçmek avantajlı bulunmadığından sayı göreceli olarak düşük kalmıştır ama yok değildir.

İkinci
husus, 1900’lerin başındaki Selanik’in kozmopolit nüfus yapısının
tarafınızca yeteri ölçüde anlaşılmamış olması. O yıllarda Selanik’te
70,000 Yahudi, 22,000 Rum, 17,000 Sabetayci , 15,000 Müslüman (Türk,
Pomak, Çerkez, Boşnak, Arnavut, Çingene), binlerce de Bulgar, Batılı
Levanten ve küçük bir Ermeni cemaati yaşıyordu. Yani Selanik,
imparatorluğun en az Müslümanı barındıran büyük kenti değil, en az Türk
olanıydı da…
(Bakınız : Selanik 1850-1918, Gilles Veinstein, İletişim Yayınları, 1999)

Daha
sonra Balkan Savaşları, I. Dünya Savaşı, 1924’deki zorunlu nüfus
mübadelesi, 1943 Nazi katliamı gibi nedenlerden dolayı bugünkü Selanik,
neredeyse tümü Anadolu’dan göçmüş olanların torunu 1 milyon Yunanlıdan
oluşmaktadır.

“O devrin en ileri okulu Sabetaycıların idiyse ve babası da onu oraya verdiyse sabetaycı mı olmuş oluyor? Şu anda Işık
Üniversitesinde okuyanların tamamı Sabetaycı mıdır? Böyle saçma teori olur mu?” diyorsunuz.

Bunu
söyleyen yok ki. Atatürk’ün Şemsi Efendi’nin kurduğu okulda okuması,
Itamar Ben Avi’ye yaptığı itirafın doğruluğunu kuvvetlendiren bir yan
bilgi o kadar. Üstelik Ilgaz Zorlu adlı Sabetayci olduğunu açıklayan
bir yazarın yazdığı “Evet, Ben Selanikliyim” adlı kitabında, Şemsi
Efendi’nin kurduğu okulun yalnızca Sabetaycı çocuklara hizmet vermek
için kurulmuş bir cemaat okulu olduğunu yazmaktadır. Tabii ki sonraki
onyıllarda bu anlayış değişmiş ve Sabetaycı olmayan kişilere de kapılar
açılmaya başlanmıştır. Ama Atatürk okulun İLK öğrencileri arasındadır.

Yukarıda değindiğim gibi, Selanik’te Müslüman kabul edilen cemaatin
yarısından fazlası Sabetayci idi. Halbuki İstanbul’un 10 milyonluk
nüfusunun belki 30,000-40,000’i Sabetayci kökenlidir. Yani 1880’lerin
başında Selanik’te Şemsi Efendi mektebinde okuyan öğrencilerin
Sabetayci olma olasılığı, 2001’lerin Işık Üniversitesinde okuyanlara
nispetle çok çok daha fazladır.

Üçüncü
husus “Bozkurt kitabında Selanik’in Türk Mahallesi’ndeki evinden
bahsediliyor” şeklindeki cümlenizle ilgili. Öyle bir izlenim
veriyorsunuz ki sanki Selanik Dönme ve Türk olmak üzere birbirleriyle
kesin çizgilerle ayrılmış iki ayrı yerleşim alanına bölünmüş gibi. Pek
çok Sabetayci zaten Türk Mahallesinde yaşıyordu.
(Bakınız: Atatürk’ün İlk Öğretmeni Şemsi Efendi, Azmi Koçak, Eylül, 2000)

Şemsi
Efendi’nin babası Abdi Efendi ile annesi Rabia Hanım bir Türk Mahallesi
olan Koca Kasım Paşa Mahallesinde ikamet etmekteydiler. Dolayısıyla
Atatürk’ün ailesi de benzeri bir şekilde bir Türk Mahallesinde pekala
yaşayabilirdi.

Dördüncü
husus “Bu metin esasen Yahudi Ansiklopedisinde yayınlanmış, cevabı
verilmiş eski bir tartışmadır” ifadesinin yanlışlığıdır. Forward adlı
gazetede yayınlanan yazının Yahudi ansiklopedisindeki iddiayla hiçbir
ilişkisi yoktur. Ansiklopedideki iddia, Selanik Musevi cemaatinin
Atatürk’e sahip çıkması olayını konu almaktadır.

Itamar
Ben Avi’nin anılarında yer alan Atatürk’ün “ben Sabetay Sevi’ye
inananların soyundan geliyorum” itirafı Yahudi ansiklopedisinde yer
almamaktadır, dolayısıyla Türk devletinin tekzip ettiği yazı bu
değildir. Kaldı ki tekzip edilmiş olsaydı bile, bu çok doğal değil mi?
Hangi devlet kurucusunun halkın çoğunu oluşturan bir etnik kökenden
gelmediğini kabul etmek ister? Devletin her tekzip ettiği şey doğru
mudur ? Daha düne kadar Kürtlerin varlığını da inkar etmiyor muydu?

Beşinci husus eğer bir Yahudi beğenmediğiniz, hoşunuza gitmeyen bir şey
söylüyor ya da açıklıyorsa illa da yalan mı söylüyordur? İtamar
Ben-Avi’nin Yahudi olması, söz konusu makalenin bir Yahudi gazetesinde
yayınlanması yalan söylediklerinin bir göstergesi, bir delili midir?
Böyle bir mantık hatası olabilir mi?


Bu bizi nereye götürür ?
A – Einstein İzafiyet teorisini bulmuştur.
B – Einstein bir Yahudidir.
C – Yahudiler yalan söyler.
D – O halde İzafiyet teorisi bir Yahudi yalanıdır.
 

SABATAYCILIK ÜZERİNE BÂZI MÜTEALÂLAR

 

Sonuç
olarak benim anlatmaya çalıştığım şey Atatürk’ün Sabetayci kökenli
olmasının Türklüğünden hiçbir şey götürmeyeceğidir. Zaten kendisi de
Itamar Ben-Avi’ye “Yahudi değilim, Sabetay Sevi’ye inananların soyundan
geliyorum” demiştir. Yani kendisini TÜRK olarak algılamıştır.

Türklük
bir ırka verilen ad değil, bir milletin adıdır. Ve o milletin içinde
“ırken” Türk olmayan ama kendisini Türk gören, hisseden ve kabul eden
ve Türkiye’yi daha ileri bir çizgiye götürmek, milletin refahı ve
mutluluğu için gösterilen çabalara ortak olan farklı etnik kökenli
insanlar da bulunmaktadır.Bu Türkiye’nin gücüdür.

Nasıl
ki Japon asıllı ya da İtalyan asıllı bir Amerikan vatandaşı, “ben önce
Amerikalıyım, sonra Japon veya İtalyan asıllıyım” diyebiliyorsa,
Türkiye’deki bir Kürt, Laz veya Çerkez asıllı bir Türk vatandaşı “ben
öncelikle Türk’üm , ama Kürt, Laz, Çerkez kökenli bir Türk’üm”
diyebilmelidir. Ve dediği takdirde doğal karşılanmalıdır. Bu söylem
ülkeyi bölmez, aksine kuvvetlendirir.

Fakat
etnisitelerin kontrol altında tutulmaya çalışılması, farklı olanlara
bölücü gözüyle bakılması ve kendi kültürel kimliklerine sahip çıkma
haklarının tehlikeli görülmesi ve buna tahammül edilmemesi, uzun vadede
ülkeyi bölmese bile çok yıpratır ve Türkiye’nin istikbaline bir yarar
sağlamaz.
Bir noktayı daha belirteyim. Ben hiçkimsenin uşağı değilim, kendi aklımdan başka.

Pavlus ================================================================
 

Sayın A.R.S,

“Üç
dini kitabı okuduğunuzu ama benim okumadığımı söylüyorsunuz. Bunu
nereden çıkarıyorsunuz? Başkalarını bilmezlikle, okumazlıkla itham
etmenize ne demeli? ”
diyorsunuz.

Sayın Emre beye de
ilettiğim üzere kimi zaman önyargısal tepkilerde bulunabilirim. Bunu
itiraf da ediyorum. Hatta hatasız kul olmaz ben de kusurlu olabilirim
meyanında bir cümle sarfettim. Kusursuzluk Allah’a mahsus. Ben ise sade
bir insanım. Ama bir noktayı hatırlatmakta fayda görüyorum. Durup
dururken bana “Merhaba sayın Pavlus uşağı” diye hitap eden siz değil
miydiniz ? Eğer ben size “Ali Rıza uşağı” diye hitap edecek olsam siz
de bana normalden daha ateşli bir cevap yollamaz mısınız? Bu insanın
doğası gereği gayet kolay anlaşılabilecek bir psikolojik vakıadır.
Sizin aşağılayıcı bir üslupla şahsıma yönelttiğiniz bu söz bir itham ve
de önyargı değil midir? Sizin Tevrat, Zebur ve de İncil’I okumadığınızı
varsaymam bana reva gördüğünüz muamelenin yanında oldukça masum
kalmıyor mu?

Yani siz yaparsanız tamam oluyor da, ben yapmaya kalkışırsam önyargılı mı oluyor? Çok ilginç bir bakış açısı. Kimileri buna
çifte standart ismini takıyor. Acaba haklı olabilirler mi?

Mesajlarınıza
her cevap vermeye kalktığımda acaba nereden başlasam diye düşünmek
zorunda kalıyorum. O kadar çok farklı şeylerden bahsediyorsunuz, o
kadar çok sizin gibi düşünmediğim için karalamalarınıza maruz kalıyorum
ki tüm bunlara cevap yetiştirebilmem için düzinelerce sayfa yazmam
gerektiğine hükmediyorum ama ne yazık ki bunların hepsine ayıracak
zamanım yok.

Yine de istediğim her şeyi tek bir mesajda açıklamam mümkün olmadığına gore bir yerlerden başlayayım.
Emre
beye tabii ki seçtiği cümlelerin o kitapların hangi bölümünün hangi
numaralı ayetlerinde yer aldığını sormak mecburiyetindeyim. Aksi halde
durum samanlıkta iğne aramaya benzeyecek. Ayetleri ezbere bilmiyorum.
Eski Ahit denilen kitap, birbirinden farklı toplam 39 alt bölümün bir
araya gelmesiyle oluşmaktadır. Konu edilen ayetlerin yalnızca
bazılarını hatırlıyorum. Fakat cımbızla ayıklanarak seçilmiş ayetlerden
bir anlam çıkarmak doğru olmaz. Yani, ayetlerin öncesini ve sonrasını
okumadan onlara bazı manalar yüklemek en azından etik olarak yanlıştır.
Ayetlerin metnin bütünlüğü içerisinde değerlendirilmeye tabi
tutulmaları lazım.

Bilirsiniz bir hikaye vardır.
“Sarhoş
bir Bektaşi’ye, “niçin namaz kılmadığı” sorulduğunda buna Kur’an’dan
delil getirir: “Kur’an’da namaza yaklaşma.” denilmektedir. Oysa burada
Bektaşi’nin yaptığı bir tür montajdır. Gerçekten Kur’an’da böyle bir
ayet vardır; fakat Bektaşi sadece ayetin işine gelen kısmını
kullanmaktadır. Ayetin tamamını bilmeyenler ise bunu duyunca “Kur’an’ın
gerçekten namazı yasakladığını” düşünecektir. Oysa ayetin tamamı
“Sarhoşken namaza yaklaşmayındır.” Aynen bunun gibi.

Tevrat,
Zebur ve İncil’I seneler evvel, kendi çabalarım ve yazılanları anlamaya
yardımcı İngilizce birkaç kitabın eşliğinde okumuş ve incelemiştim. Ben
nihayetinde bir ilahiyat uzmanı, teolojide doktora sahibi biri değilim.
Tabii ki bir haham ya da konunun uzmanı herhangi bir din adamı
seviyesinde konuları bilmem beklenemez. Çünkü geçimimi bu yoldan temin
etmiyorum. Ama Tevrat’ın bütününe baktığımda ırkçı bir izlenim
edinmediğimi söylemek zorundayım. Hatta, sözü edilen ayetlerin, en
azından bazılarının, bizim ilk bakışta anladığımızdan çok farklı
anlamlara bürünebildiğini biliyorum. Bu açıdan çabucak yorum yapmadan
once konuyu detaylarıyla araştırmalı, daha sonra bir kanaate
varmalıyız.

Gelelim
başka bir konuya. Sizin nereli olduğunuzu bilmiyorum. Örneğin Laz
kökenli olduğunuzu farzedelim. Ben bir başkasına sizin hakkınızda
bahsederken “ya biliyor musun Ali Rıza da Lazmış” desem, ben şimdi
sizin aleyhinizde bir iftirada mı bulunmuş oluyorum? Laz kökenli olmak
bir suç mudur ?

Bu
örnekten hareketle, eldeki bulgulara dayanarak, Atatürk’ün Sabetayci
olmasının kuvvetle muhtemel olduğunu öne sürmem nasıl bir iftira olarak
tanımlanabilir ? İftiranın sözlük anlamı, kasıtlı veya asılsız olarak
yapılan suçlama; bir suçu, ilgisi olmayan birinin üzerine yıkmaktır.

Atatürk, Sabetayci bir aileden doğmak suretiyle bir suç mu işlemiştir?
İnsanlar
kendi ana babalarını seçemiyorlar ki bu konuda onlara bir sorumluluk
yükleyebilelim. Kaldı ki Atatürk Sabetayci olsa ne olur, olmasa ne olur
? Allah’ın isteği bizim insanları hasbelkader sahip oldukları aile
bağlarına gore ayrıma tabi tutmamız mıdır? Bu düşünce tarzı nasıl izah
edilebilir? Sizin için Atatürk’ün Türk ırkından gelmesi bir zorunluluk
mudur?

Adaşınız
Ali Rıza Efendi’nin, oğlu Mustafa’yı , Selanik’te yeni açılmış Şemsi
Efendi mektebinde okutmaktaki ısrarının o okulun en ileri okul
olmasının ötesinde bir başka sebebi daha olamaz mıydı? Bunu nereden
bilebilirsiniz? Atatürk, 1911 yılında Filistin’de Itamar Ben-Avi’yle
görüşmeler yaptığında, ben yanlarında değildim, siz de değildiniz. Bu
görüşmelerden birinde Atatürk’ün kendisine “ben Sabetay Sevi’nin
soyundan geliyorum” şeklinde ifade ettiği aile kökenini açıkladığında
yine yanlarında değildik. Ben Avi bu sohbetten kendi otobiyografisinde
bahsetmeseydi hiç haberimiz olmayacaktı. O halde Itamar Ben Avi’yi daha
tanımadan, bilmeden, sadece hasbelkader Yahudi doğduğu için mi
tanıklığını hükümsüz sayacağız?

Atatürk’e
hayali bir etnik köken yakıştırma peşinde değilim. Böyle bir şeye
ihtiyacım da yok. Çünkü benim için Atatürk, Çingene asıllı dahi olmuş
olsaydı yine de aynı Atatürk’tür. Beni insanların geldikleri ırklar
değil, yaptıkları işler ilgilendirir. Ve benim için Atatürk, ülkeyi
düşman boyunduruğundan kurtararak, kimseye muhtaç etmeden, başımız dik
bir şekilde yaşamamıza imkan sağlayan Ulu Önder’imizdir.

“Senin
İngilizce yazında Atatürk’ün Yahudi olduğunu yazıyor” diyorsunuz. Şimdi
gelin de sizi o yazıyı okumamakla itham etmeyeyim! Daha üzerinde
tartıştığımız metni okumamışsınız ki Tevrat, Zebur ve İncil’I
okuduğunuza inanayım.

Söz konusu cümleyi tekrar nakledeyim ;
Kemal
confided: “I’m a descendant of Sabbetai Zevi – not indeed a Jew any
more, but an ardent admirer of this prophet of yours.”

Tercümesi ;
Ve Kemal itiraf etti: “Ben Sabetay Sevi’nin ecdadındanım –
tabii ki artık Yahudi değilim, fakat sizlerin bu peygamberinin şevkli bir hayranıyım.”

Yani gördüğünüz gibi Atatürk, Yahudi olduğunu inkar
ediyor. Makale de Atatürk’ün Sabetayci Dönme kökenli olduğunu belirtiyor.

“Atatürk kendisini Türk kabul ediyor, siz inatla hayır Sabetaycı idi diyorsunuz.”
Atatürk’ün
kendisini Türk kabul ettiği konusunda ikimiz de hemfikiriz. Bunun
aksini iddia etmiyorum .Hiçbir yerde Atatürk kendisini Türk kabul
etmiyor demedim. Ama kendisini Türk kabul etmesi, Sabetayci kökenli
olmadığını da göstermez ki. Sizin inatla o Sabetayci kökenli bile
olamaz yaklaşımınızı anlayamıyorum.

“Atatürk
isteseydi Türklük ve Türk milliyetçiliği üzerine bir devlet kurmazdı.
Kendisine “Atatürk” soyadı almazdı. En çağdaş anlamdaki milliyetçilikte
“insan kendisini nasıl tanımlıyorsa öyledir” kuralı vardır”
diyorsunuz.
Doğru.
Bunun tersi bir şey söylemedim ki. Atatürk’ün Sabetayci kökenli olması,
niye Türk milliyetçiliği üzerine bir devlet kurmasına engel teşkil
etsin? Buradaki mantık nedir?

İsterseniz tarihten birkaç örnek sıralayayım.
Napolyon
Bonaparte, 1769 yılında, Korsika adasının Ajaccio kentinde doğmuştur.
Bu adam Fransızlardan tamamen farklı olan ve kendine has bir kimliğe
sahip Korsikalılardan biriyken Fransa’da krallığın yıkılmasından sonra,
ilk Fransız İmparatoru olmuş, pek çok savaşa katılmış, tarihteki en
ünlü savaş kumandanlarından biri haline dönüşüp, 1821 yılındaki
vefatına kadar daima ülkesi adına yeni başarılar kazanmak için
uğraşmış, didinmiş ve de çok da başarılı olmuş bir devlet adamıdır. Tüm
Fransızlar övgüyle Napolyon’dan söz eder. Fransız kimliğinin bir
simgesi durumundadır. Ama Fransız kökenli değildir. Korsika kökenli bir
Fransızdır. Yani şimdi onun Korsikalılığı, milliyetçi bir Fransız
olmasına engel mi olmuştur?

Aynı
şekilde George Washington adlı Amerikan bağımsızlığını sağlayan adamın
kendisi İngiliz kökenlidir. Yani İngiltere’ye karşı, öz yurdu olarak
kabul ettiği Amerika’yı savunmuştur. Onun İngiliz kökenli olması,
Amerika’yı kurmasına engel mi olmuştur ?

Yine
aynı şekilde Hasan Tahsin adıyla da bildiğimiz (Osman Nevres) adlı
gazeteci, 15 Mayıs, 1919 yılında, İzmir’I işgale gelmiş Yunan
askerlerine karşı ilk kurşunu sıktıktan hemen sonra şehit düşüp ,
yaşamını vatanın bağımsızlığı uğruna feda eden ilk kişi değil midir ?
Bu kişi Kurtuluş Savaşı’nın ateşini başlatmamış mıdır ? Bu şahıs
Sabetayci kökenli değil midir? Onun bu kökeninin Türk milliyetçisi
olmasına engel olduğunu bu davranışından sonra hala nasıl iddia
edebilirsiniz ?

Son
mekanı bugün İstanbul’daki Bülbülderesi Mezarlığı’nda bulunmaktadır.
Mezar taşında “Izmir’de isgalci düsmana ilk kursun atan hürriyet
kahramani mukaddes sehit gazeteci Osman Nevres (Hasan Tahsin Recep)
1888-1919” ibaresi bulunmaktadır.

Bir zamanlar Sabetayci kökenli insanların gömüldüğü bu mezarlıkta,
soyadında Türk kelimesi bulunan onlarca mezar taşına
rastlayabilirsiniz. Atatürk’ün ailesinin Sabetayci geçmişinin, Türk
milliyetçisi olmasına engel teşkil ettiğini hala inandırıcı buluyor
musunuz?

Gelelim
başka bir konuya. İster inanın ister inanmayın, Yahudi dininin
hükümlerini kabul eden herkes Yahudi olabilir. Bunu bilmemeniz Tevrat’I
okumadığınızın açık bir delilidir. Eski Ahit’in Writings adlı bölümünün
içinde Ruth adlı bir kitap vardır. Ruth, Moablılar soyundan gelen bir
dul kadındır.

Kitapta bu kadının İsrailoğullarına katıldığı, Yahudiliği benimsediği ve hatta Hz. Davud
peygamberin büyük annesi olma şerefine ulaştığı ayrıntılarıyla kaydedilmiştir.
Hani Yahudiliğe geçilmez idi? Hani Yahudilik sadece soydan ibaret bir dindi?

Yahudiler,
kendileri için en önemli peygamberlerden Hz. Davud’un büyük annesinin
Yahudiliği kabullenmiş Moablı bir kadın olmasından gurur duyarlar.
Dayanaksız iddialarda direnmek, o iddiaları gerçek kılmaz. Üstelik
galiba önemli bir haber de atlamışsınız..

http://www.yenigundem.com/2001/01/08/haber005.html
“Sabetay
kökenli bir aileden gelen Ilgaz Zorlu, İstanbul 9. Asliye Hukuk
Mahkemesi’nde açtığı davayı kazanarak, Türkiye’de bir ilki
gerçekleştirdi Nüfus cüzdanındaki “din” hanesinde “İslam” yerine
“Musevi” yazdıran Zorlu, şimdi de Sabetaycıların Musevi olduğunu
kanıtlamak için mücadele başlattı…”

Demek Yahudi olunamıyordu? Tüm iddialarınız birer birer çürüyor.
Zahmet
edip “Commentary Magazine”’in Sept, 2000 sayısında yer alan “Wandering
Jews-and Their Genes” adlı makaleyi okuyabilirseniz, orada size bir
önceki mesajda belirttiğim Falaşa adı verilen Etyopyalı zenci
Yahudilerin genlerinin İsrail’deki diğer Yahudi grupların genleriyle
hiçbir benzerlik taşımadığının bilimsel olarak kanıtlandığını
öğrenebilirsiniz.

Bu ne demektir? Yahudiler bir ırk değildir demektir.
“Yahudi
soyunu belgeleyen herkes İsrail vatandaşı olabilir” diyorsunuz. İşte
talihsiz bir iddia daha. Bugün Amerika’da , Hz. İsa’yı Mesih olarak
kabul ederek Hıristiyanlığı benimsemiş Yahudi kökenli yarım milyonu
aşkın insan yaşamaktadır. Bu kişilerden bazıları sizin gibi düşünmüş,
İsrail’e gitmiş, İsrail vatandaşı olmak için müracat etmiş, İsrail
Yüksek Mahkemesi de bu kişilerin Yahudi soyundan geldiklerini teslim
etmiş, fakat Musevi inancını terkedip, Hıristiyanlık dinini
benimsemeleriyle birlikte kendilerini Yahudilerden sonsuza dek
soyutladıklarını, dolayısıyla vatandaş olma yönündeki isteklerinin
kabul edilemeyeceğini hükme bağlamıştır.

Bu Yüksek Mahkeme kararı iddianızı tamamıyla çürütmektedir.
Buna
ilaveten 1990’lı yıllarda Rusya’dan İsrail’e göç eden 1 milyona yakın
Rus Yahudisinin üçte birinin Yahudi bile olmadıkları, Rus soyundan
Hıristiyan oldukları anlaşılmış, içlerinden birçoğu Musevi dinine
geçmek istediklerini belirtmiş ve bu istek İsrail’deki
hahambaşılıklarca kabul edilerek Yahudi olmuşlardır.

Yani
Yahudi soyundan gelmene rağmen, Musevilik dışında bir dini inanca
sahipsen, İsrail vatandaşı olamıyorsun. Ama Yahudi soyuyla hiçbir
alakan olmasa bile, Museviliği kabul edersen İsrail vatandaşı
olabiliyorsun.

İsrail’I dincilikle suçlayabilirsiniz ama Yahudileri ırkçılıkla suçlayamazsınız.
Sizin
objektiflik anlayışınız insanı hayretlere düşürüyor. Doğru bulduğunuz
iddiaları kabul eden kaynaklar objektif, düşünce biçiminize aykırı olan
kaynaklar taraflı ve de subjektif. Siz de yalnızca ırkçı bir bakış
açısıyla bezenmiş iddialarınızı sunup ahkam kesmeyin.

Eminim
ki, Atatürk, Itamar Ben Avi’ye, “ben Altay Dağları’ndan göç etmiş,
şanlı, şerefli Oğuz Türklerinin soyundan geliyorum” deseydi ve Itamar
Ben Avi, bu olayı anılarında yazsaydı, siz onu, Yahudi olmasına rağmen,
bağrınıza basıp, “bak adam ne güzel yazmış, elin Yahudisi bile bunu
kabul ediyor, daha bizim Türkiye’de halen çatlak sesler çıkıyor” der ve
bu yazıyı OBJEKTİF bir kaynak olarak savunurdunuz.

Bu kadar çifte standart pes doğrusu!
Bu
arada kendi dinimden çok memnunum Sayın Ali Rıza Bey. Ben “olmayan
Yahudi ırkının” “inanmadıkları üstünlüklerini” kabul etmiş değilim. Ama
maşallah, 14 milyonluk Yahudi nüfusunun koskoca 6 milyar nüfuslu bir
dünyaya hükmedebilecek güce sahip olduğunu düşündüğünüze göre siz
onların üstünlüklerini kabul ediyorsunuz demektir. Saygılarımla

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: